ÜMMETİN ZAYIF MÜ’MİNLERİ
Mus’ab şöyle anlatır:

Babam Sa’d b. Ebi Vakkas, diğer Sahabîler üzerinde kendisinde (yiğitlik ve zenginlik yönünden) bir üstünlük olduğunu düşünürdü.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

Sizler, ancak zayıflarınız(ın duâsı) sebebiyle yardım ediliyor ve rızıklandırılıyorsunuz.” Buyurdu.1

14/02/2011 - 13:30

          “İbn Battal (rh.a.), bu hadis hakkındaki görüşlerini şöyle açıklamıştır:

          “ Zayıf ve yoksul insanlar duâ ederken daha samimî (ihlâslı) oldukları gibi, ibadet ederken de daha huşûlu olurlar. Çünkü onların gönülleri dünyanın gelip geçici süslerinden uzaktır, kalbleri asla bunlara bağlanmaz.”

          Abdurrezzâk, bu rivayeti Mekhûl’den farklı bir şekilde nakletmiştir. Mürsel olan bu rivayete göre:

          Sa’d, Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’e gelerek:

          —Ey Allah’ın Rasulü, bir adam düşünün! Bu adam, kavminin koruyucusudur ve arkadaşlarını düşmana karşı savunmaktadır. Böylesi birinin alacağı pay, diğerlerinin payı gibi olur mu? demiştir.

          Bu durumda Sa’d’ın düşündüğü üstünlük, ganimet payının daha fazla verilmesi gerektiğine dairdir. Ancak Rasulullah (s.a.s.) O’na, savaşa katılan mücahidlerin ganimetten eşit şekilde pay alacaklarını söylemiştir. Burada, güçlü ve cesur kimselerin üstünlüğü, savaşta gösterdikleri yararlılıktan ileri gelirken, zayıf kimselerin üstünlüğü ise, duâları ve samimiyetleri dolayısıyladır.”2

          Mus’ab (b. Sa’d) babası (Sa’d b. Ebi Vakkas)’dan rivayet eder:

          Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

         “Allah, bu ümmete, zayıflarının duâları, namazları ve ihlâsları sebebiyle yardım eder.”3

          Ümmetin zayıf kişileri… Dünyalık, mal, mülk ve servet bakımından fakir olan kişiler… Maldan yana fakir, fakat gönülden yana zengin olan muvahhid mü’min Müslümanlar… Cüzdandan yana fakir, imandan yana zengin olan şahsiyetler… Gerçek zenginlik budur ve gerçek zengin bu zenginliğe sahip olandır…

          Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

          “Zenginlik, mal çokluğundan meydana gelir(gelen bir hal) değildir. Lâkin asıl zenginlik, insanın gönül zenginliğidir.”4

          İman ve İhlâs zenginliği, gönül zenginliğidir… İman tarafından ihâta edilen mü’minin kalbi, en zengin olan kalbdir… İhlâs ile bezenmiş ameli ise, en salih ameldir… Böyle bir iman ve böyle bir salih amel sahibi, dünyanın en mutlu ve en zengin kişisidir… Mal bakımından ise, insanların ölçüsünce fakir görülmekte… Hâlbuki bu mü’min Müslüman kişi, helâl yollardan rızkını temin etmekte, anlının teriyle kazanmakta ve kifâyet derecede geçimini yapmaktadır… Onun helâl kazancı, onun için bereketlenmekte, O, Rabbi Allah’a gereği gibi kulluğuna devam ederken, onun şükrü, onun sabrı ve onun hamdı az kazancını çoğaltmakta, onun için yeterli seviyeye ulaştırmaktadır…

          Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), bu hadisin şerhinde şunları gündeme getiriyor:

          “Malın hayırlı olması, zâtından kaynaklanmamaktadır. Aksine genel olarak hayır şeklinde isimlendirilse de, ona taalluk eden şeye göre gerçekleşmektedir. Çok mala sahib olan kimsede, zâtı itibariyle zengin değildir. Aksine O malı tasarrufuna göre zengindir. Kişi, gönlü itibariyle zenginse, malını çeşitli iyilik ve Allah’a yakınlık yerleri olan vâcib ve müstehablara sarf etmekten geri durmaz. Gönlü fakirse, o zaman malı bitip tükenecek korkusuyla kendisine emredilen yerlere harcamaktan kaçınır. Bu kişi, aslında elinde mal olduğu hâlde sureten ve mânen fakirdir. Çünkü elindeki maldan ne dünyada, ne de ahirette yararlanmamaktadır. Hattâ bu mal, onun aleyhine vebal bile olabilir.

          İbn Battal (rh.a.), hadise şu mânâyı vermiştir:

          Zenginliğin aslı ve esası, mal çokluğu değildir. Çünkü yüce Allah’ın, eline mal genişliği verdiği kimselerden birçokları kendisine verilenden yararlanmaz. Elindeki malı daha da arttırmaya çaba harcar ve o malın nereden geldiğine aldırmaz. Böyle bir kimse, mala olan aşırı hırsından dolayı âdeta fakir gibidir. Asıl zenginlik ise, gönül zenginliğidir. Gönül zenginliği, kişinin sanki zenginmiş gibi kendisine verileni yeterli görmesi, buna kanaat etmesi, razı olması, daha da arttırma hırsı içinde olmadığı gibi, para kazanmada ısrar etmesidir.”5

          Dünya geçimini helâlinden devam ettirecek yeterli geliri olan ve bununla kanaat edip sabırla geçinmeye gayret eden, bununla beraber canıyla, malıyla ve diğer imkânlarıyla Allah yolunda çalışma konusunda bütün gücünü sarf eden mü’min Müslüman şahsiyetler, üzerlerine düşeni yerine getirmişlerdir… Yetecek rızkı olan muvahhid bir mü’min, her ne kadar malca zengin olanlara göre fakir sayılıyorsa da, imanca ve gönülce zenginliği yeterli gelir…

          Rabbimiz Allah Teâlâ tarafından “âlemlere rahmet olarak gönderilen”6 ve “pek büyük bir ahlâk üzerinde olan”7 yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in, Rabbi Allah’a duâsı ve dileği!..

          Ebu Hüreyre (r.a.)’dan.

          Rasulullah (s.a.s.):

          “Allahım, Muhammed ailesine geçinecek kadar rızık ihsân eyle!” diye duâ ederdi.8

          “Kurtubî (rh.a.) şöyle dedi:

          Hadisin mânâsı: Rasulullah’ın, yüce Allah’dan kendi ihtiyacına yetecek mikdarı istediğidir. Çünkü “Kût” bedeni besleyen ve ihtiyacı gideren şey demektir. Bu durumda kişi, zenginliğin ve fakirliğin bütün afetlerinde selâmette olur. Doğruyu, en iyi yüce Allah bilir.”9

          Mü’minlerin annesi Âişe (r.anha.)’nın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.), şöyle duâ ederdi:

          “Allahım, zenginlik gurûrunun şerrinden Sana sığınırım. Fakirlik fitnesinden de Sana sığınırım.”10

          Unutulmamalıdır ki, mal ve servet bakımından zenginlik bir imtihan olduğu gibi, fakirlik de imtihandır… Bu, sabır ve şükür imtihanıdır…

          Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

          Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz, Bize döndürüleceksiniz.11

          Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık. Onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.”12

          “Merhamet olunmuş Vasat Ümmet”, 13 “insanlar için şahid kılınmış Ümmet”14 en son Nebî ve en son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in Ümmeti!.. Bu Ümmet, yediden yetmişe, kadınıyla, erkeğiyle tek millettir: İslâm Milleti!..

          Aziz İslâm Milleti’nin zayıf ferdleri… Yalnız ve yalnız Allah’a ibadet edenler… Âlemlerin Rabbi Allah’dan başka hak rab, ilâh ve melik tanımayanlar, “Bizim Rabbimiz Allah’dır deyip dosdoğru bir istikamet tutturanlar”15 ve yalnızca kendisine ibadet ettikleri Rabbleri Allah’dan yardım isteyenler…16 İşte bu sadık kıllarına yardım eder Allah Teâlâ !.. Çünkü katıksız iman eden ve emrolundukları gibi dosdoğru olmaya çalışan,17 dolayısıyla “ iman edip takvaya ulaşan”18 muvahhid mü’min kulları için şöyle buyurur Rabbimiz Allah:

          İman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır.19

          Yardımı hak eden kulların, bütün ibadetleri, namazları, duâları,  hayatları ve ölümleri Allah içindir…20 Allah Teâlâ, kendisini, yardım edene, yardım eder ve kendisini, ananı, anar!.. 21

          İşte böyle, çünkü Allah, iman edenlerin velîsi (yardımcısı/destekleyicisi) dir.”22

          Allah, iman edenlerin velîsi (dostu ve destekçisi)dir. Onları, karanlıklardan nûra çıkarır.23

         

           Muvahhid mü’minler, katıksız iman ederler ki: “Allah’ın katından başkasında nusret

 

( zafer ve yardım) yoktur.24

          Rabbleri, Melikleri, İlâhları, Velîleri ve Mevlâları Allah’dan başka bir güvenceleri olmayan Ümmetin zayıf muvahhid mü’min müslüman şahsiyetleri, yalnızca kendisine ibadet ettikleri ve yalnızca kendisinden yardım diledikleri Allah’ın yardımını görmektedirler… Onlar, yalnızca Allah’ yönelmiş, inanmış ve güvenmişlerdir… Onların ihlâs ile yaptıkları duâları ve namazları ile Rabbleri Allah’ın ipine sımsıkı bağlanmış, Rasulü Muhammed (s.a.s.)’in Sünneti’ne samimiyetle sarılmış, hayatlarını Kur’ân ve Sünnet’e göre düzenlemiş kullardır… Onlar, Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e gereği gibi itaat etmiş, bundan dolayı yardım görmüşlerdir… Onların bu ihlâslı ve bu takvalı hâllerinin sayesinde Ümmet de yardıma ulaşmakta, bu ilâhi rahmetten faydalanmaktadır…

          Ebu’d- Derdâ (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

          “Bana zayıfları çağırınız. Çünkü siz, ancak zayıflarınız (ın duâsı bereketi) ile rızıklandırılır ve yardım edilirsiniz.”25

          Hadisin mânâsı şudur:

          “Siz, bana güçten-kuvvetten yoksun olan ve fakr u zaruretden dolayı halk tarafından önemsenmeyen müslümanları çağırınız. Ben, onlarla birlikte oturup Allah’dan düşmana karşı zafer dileyeyim. Çünkü siz, onların duâları ve varlıkları hürmetine rızıklandırılır ve yardım edilirsiniz. Zirâ onların ihlâsları ve Allah’a yakınlıkları sizden daha fazla olduğundan onları vesile kılarak yapılan duâlar makbuldur. Kuvvetli kimseler ise,  kuvvetlerine güvenip kibre kapılırlar ve cesaretlerine güvenirler. Oysa zafer, sadece Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılır.”

          Mevzumuzu teşkil eden bu hadis-i şerifle, “Kuvvetli mü’min, Allah yanında zayıf mü’minden daha hayırlı ve daha makbuldür. Amma her ikisinde de hayır vardır.”26 meâlindeki hadis-i şerif arasında bir çelişki yoktur. Çünkü övülen kuvvetten maksad, mü’minin Allah yolundaki azîmetinin şiddetidir. Övülen zayıflıktan maksad da, bedenen zayıf olan mü’minin etrafına takındığı mülayim tavır, şefkat ve Allah’ın celâl sıfatının tezâhürünü görmesinden doğan tevâzudur. Yahud da burada yerilen kuvvetten maksad, büyüklenme ve zalimleşmedir. Orada yerilen zayıflıktan maksad da, yüce Allah’ın haklarını yerine getirme hususunda gösterilen zaaf ve gayretsizliktir.

          Nitekim hadis-i şerifte, “siz, zayıfların kuvvetiyle zafere erersiniz” demeyip de; “ Siz, onlar(ın duâsı) ile zafere erdirilirsiniz” buyrulması da bunu gösterir.”27

          Rabbimiz Allah Azze ve Celle, Ümmetin zayıf ve fakir mü’min müslümanlarının kıymetlerinin bilinip takdir edilmesi ve onlara sahip olunmasını emrediyor:

          Rabblerine ( götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’ân’la) uyarıp korkut. Onlar için ondan başka ne velîleri vardır, ne şefaatçileri. Umulur ki, korkup sakınırlar.

 

          Sabah-akşam-O’nun (Allah’ın) yüzünü (rızasını) dileyerek-Rabblerine duâ edenleri kovma. Onların hesabından senin üzerine bir şey (yükümlülük) senin hesabından da bir şey (yükümlülük) yoktur ki, onları kovmak gereksin. Yoksa zalimlerden olursun.

 

          Böylece: ‘Allah, içimizden bunlara mı lütufta bulundu?’ demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil mi?28

          Ayet-i kerimelerde hitab, Rasulullah (s.a.s.)’e ve O’nun şahsında aynı şartlarda olan Ümmetinedir!.. Ümmetin önderi ve hayat örneği Rasulullah (s.a.s.), Ümmetin zayıf fertlerine karşı nasıl davranmış ise, Ümmette öyle davranmalıdır… Rasulullah (s.a.s.), onların kıymetini bildi, onlara değer verip gerekli ilgiyi gösterdi… Aziz İslâm Milleti de, önderlerinin izinden giderek, onlara karşı aynı şekilde davranıp değerlendirmelidir…

          Sehl ibn Sa’d es-Saidî (r.a.) anlatıyor:

          Rasulullah (s.a.s.)’in yanından bir adam geçti. Rasulullah, yanında oturmakta olan bir adama:

          “Şu adam hakkında görüşün nedir?” diye sordu.

          O adam:

          — Bu, insanların eşrafından (şereflilerinden) bir adamdır. Vallahi, bu zât, bir kadınla nikâhlanmaya talib olsa nikâh olunmaya, birisi hakkında şefaat etse, şefaat kabul edilmeye lâyık bir kimsedir, dedi.

          Rasulullah, sükût etti. Sonra oradan diğer bir adam daha geçti.

          Rasulullah (s.a.s.), yine yanında oturana:

          “Bu adam hakkındaki re’yin, görüşün nedir?” diye sordu.

          O da:

          — Ya Rasulullah, bu, müslümanların fakirlerinden bir adamdır. Bu, bir kadınla nikâhlanmaya talib olsa, nikâh olunmaya, birisi hakkında şefaat ederse, şefaatı kabul edilmemeye, bir re’y söylerse, sözü dinlenmemeye lâyık bir kimsedir, dedi.

          Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

          “İşte bu (fakir) zât, öteki zengin gibi dünya dolusu insandan hayırlıdır!” buyurdu.29

          Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:

          Rasulullah (s.a.s.), bana:

          “Ya Ebu Zerr, mescidde ki en gösterişli adamı bana göster!” dedi.

          Ben de baktım, üzerinde kaftan bulunan bir adamı işaret ederek:

          —İşte bu, ya Rasulallah! dedim.

          Bu sefer de:

          “Mescidde bulunan en kalender adamı göster!” dedi.

          Baktım üzerinde yırtık-pırtık elbise bulunan bir adam gördüm ve Rasulullah’a yönelerek:

          —İşte şu, ya Rasulallah! dedim.

          Rasulullah (ikinci zâtı göstererek):

          “İşte şu var ya, Allah katında öteki gibi dünya dolusu adamdan daha değerlidir.” buyurdu.30

          Kendisi gibi olmayan bir dünya dolusu adama bedel bir kişi!.. Maddî cepheden fakir ve zayıf, yoksul ve güçsüz görünen amma manevî cephede çok güçlü ve zengin olan bir kişi!.. Âlemlerin Rabbi Allah katında çok değerli  bir kul!.. Katıksız imanı, salih ameli, Allah’a ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e olan itaatı, yani Kitab ve Sünnet’e olan kopmaz bağlılığı, takvası ve ihlası ile bu yüce makama ulaşmış, bu değeri kazanmış muvahhid mü’min bir kul!..

          Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

          “Saçı-Başı dağınık, eli-yüzü tozlu, kapılardan kovulmuş öyleleri vardır ki, bu, şöyle olacak diye yemin etseler Allah, onları yeminlerinde sadık çıkarır.”31

          “Böyle bir kimsenin kapılardan kovulması, insanlar nazarında kıymet ve hakir görüldüğü içindir. Hâlbuki o zâtın, Allah indinde mertebesi çok yüksek olabilir. Hattâ bir şeyin vukuuna yemin etse, Allah Teâlâ onu, yemininden döndürmemek için dileğini kabul eder. Bu sûretle kendisine ikramda bulunur. Ve olacağına yemin ettiği şey olur. Bazıları, Buradaki yeminin duâ, yemininde sadık kalmanın da duânın kabulu mânâsına geldiğini söylemişlerdir.”32

          İmam Hasan el-Basrî (rh.a.)’den.

          Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

          “Size, cennet ehlinden haber vereyim mi?”

            — Evet, dediler.

          Bunun üzerine şöyle buyurur:

          “Her zayıf, Mustaz’af ve giydiği yırtık elbisesinden başka bir şeyi olmayanlardır. Allah’dan yemin ederek bir şeyi isteseler, Allah, onları doğru çıkarır ve verir.”33

          Haris ibn Vehb el-Huzaî (r.a.)’dan.

          Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

          “Dikkat edin! Size cennet ehlini haber veriyorum: Her zayıf olan ve mutevazı Mü’min kişi-yahud-insanlar tarafından zayıf görülen kişi ki, Allah onu, yemininden(onun yeminini) gerçek çıkarır.

          Dikkat edin! Size, ateş ehlinden de haber veriyorum: Onlar da, her katı yürekli, kibirli, şerrli, ululuk taslayan kimselerdir.”34

          Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.) bu hadisi şerh ederken şunları beyan eder:

          “Zayıf olan ve insanlar tarafından zayıf görülüp horlanan her bir insan, Allah’a yemin etse, Allah Teâlâ onu yemininde haklı çıkarır.

          Zayıf kimseden maksad, tevazusundan dolayı nefsi zayıf olan kişi ile dünyadaki güçsüz durumda olan kişidir. Mustaz’af ise, insanlar arasında bir yeri olmaması hasebiyle hor görülen kimsedir.”35

          Tağutları her yönüyle reddetmiş, sahte ilâhları ve rabları asla kabul etmemiş, insan kullarının üstünde yegâne hüküm koyucu olarak âlemlerin Rabbi Allah’ı bilmiş, tanımış, görmüş, kabullenip iman etmiş, “Benim Rabbim Allah’dır” demiş ve bundan hiçbir taviz vermemiş muvahhid mü’minler, görünüşte Ümmetin zayıf ferdleri bile olsa, Allah katında dereceleri yüksek, imanları kuvvetli şahsiyetlerdir… Allah’ın velîleri olan bu kullara, Allah yardım eder ve onlar vasıtasıyla Ümmet yardım görür…

            Rabbimiz Allah Teâlâ’nın onlara va’di:

          Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.

 

          Ve (istiyoruz ki,) onları yeryüzünde iktidar sahibleri olarak yerleşik kılalım.”36

          (Bu,) Allah’ın va’didir. Allah, va’dinden dönmez.”37

          “ (Bu,)  Allah’ın va’didir. Allah, va’dinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler.38

 

 

1)Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, B.75, Hds. 108.

İmam Suyutî, Câmiu’s-Sağir Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, Vdğ. İst. 1996, C.1. Sh. 40-41, Hds. 35 (58). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C.1, Sh. 173. C.5, Sh. 198’den.

2)İbn Hacer el- Askalânî, Fethu’l-Bârî- Muhtasar, çev. Dr. Osman Güman-Mehmet Odabaşı, İst. 2007, C.6, Sh. 228.

3)Sünen-i Neseî, Kitabu’l-Cihad, B.43, Hds. 3164.

4)Sahih-i Buhârî, Kitabu’r-Rikak, B.15, Hds.33.

5)İbn Hacer el- Askalânî, A.g.e. C. 12, Sh. 555.

6)Enbiya, 21/107.

7)Kalem, 68/4.

8)Sahih-i Buhârî, Kitabu’r-Rikak, B.17. Hds.47.

Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zühd, Hds. 19.

9)İbn Hacer el- Askalânî, A.g.e. C. 12, Sh. 572.

10) Sahih-i Buhârî, Kitabu’d-Davaat, B.39. Hds.63.

11)Enbiya, 21/35.

12)Kehf, 18/7.

13)Bkz. Bakara, 2/143.

14)Bkz. Âl-i İmrân, 3/110.

15)Fussilet, 41/30.

16)Bkz. Fatiha, 1/5.

17)Bkz. Hud, 11/112.

18)Yunus, 10/63.

19)Rum, 30/47.

20)Bkz. En’âm, 6/162.

21)Bkz. Muhammed, 47/7. Bakara, 2/152.

22)Muhammed, 47/11.

23)Bakara, 2/257.

24)Enfal, 8/10.

25)Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Cihad, B. 70, Hds. 2594.

26) Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Kader, B.8. Hds. 34. (Ebu Hereyre’den)

27)Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Hzr. Necati Yeniel, Vdğ. İst. 1990, C.10,Sh. 97-98.

28)En’âm, 6/51-53.

29) Sahih-i Buhârî, Kitabu’r-Rikak, B.16. Hds. 34.

30)Ahmed İbn Hanbel, Kitabu’z-Zühd, çev. Mehmed Emin İhsanoğlu, İst. 1993, C.1, Sh. 50, Hds. 148.

31) Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Birri ve’s Sılâ, B. 40, Hds. 138.

Kitabu’l- Cenne, B. 13, Hds. 48.

32)Ahmed Davudoğlu, Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, İst. 1983, C. 10, Sh. 588.

33)Ahmed İbn Hanbel, Kitabu’z-Zühd, C.2, Sh. 547, Hds. 2355.

34)Sahih-i Buhârî, Kitabu’t- Tefsir, B. 327, Hds. 438.

35) İbn Hacer el- Askalânî, A.g.e. C. 10, Sh. 116.

36) Kasas, 28/5-6.

37)Zümer, 39/20.

38)Rum, 30/6.