ZULÜMLE ABÂD OLANLAR
Şöyle buyurur kendisinden başka hak ilâh olmayan ve yegâne hüküm koyucu Allah Teâlâ:
"Hani Lokman oğlunu - öğüt vererek demişti ki: 'Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şübhesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." 3
09/04/2014 - 13:03

Abdullah b. Amr (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
 
"Ümmetimin, eğer korkuya kapılarak zalime:
 
-Ey zalim! demediğini gördüğüm takdirde artık onlara elvedâ denilmiş demektir!"1
 
İzzetli, şerefli, adâletli, merhamet olunmuş, insanlar için şahid kılınmış vasat ümmetin yegane önderi ve hayat örneği Rasulullah (s.a.s) böyle buyuruyor… Ümmet, ne zulmedecek, ne de zulme rıza gösterecek... Ümmet, yeryüzünde fitneyi kaldırmak ve zulmü yok etmek için görevli kılınmıştır... Onun varlık sebebi, Allah'dan başka hüküm koyucu ilâh kabul etmemesi, Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat etmesi, yeryüzünde Allah'ın hükmüyle hükmedip adâletin egemenliğini sağlamasıdır...
 
Ebu Zerr (r.a.) rivayet eder.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
 
"Allah buyurdu ki:
 
-Ben, zulmü kendime haram kılmışımdır. Onu, sizin aranızda haram kıldım. Bundan dolayı birbirinize zulmetmeyiniz!"2
 
Rabbimiz ve İlâhımız Allah Azze ve Celle, zulmün her türlüsünü haram kılıp yasaklamıştır... En büyük zulüm şirktir ve Allah'ın indirdikleri ile hükmetmemek zulmün tâ kendisi hükmetmeyenler ise zalimlerin tâ kendileridir...
 
Şöyle buyurur kendisinden başka hak ilâh olmayan ve yegâne hüküm koyucu Allah Teâlâ:
 
"Hani Lokman oğlunu - öğüt vererek demişti ki: 'Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şübhesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür." 3
 
"Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalim olanların tâ kendileridir."4
 
Zulmü haram eden Rabbimiz Allah, kendisine iman eden kullarının bu haramı işlememelerini, ondan uzak durmalarının emretmiştir… Rahmân Allah'ın kulları, O'ndan başka rab, ilâh ve melik kabul etmeyen mü'min müslümanlar, ne zulmeder, ne de zulme rıza gösterir… Aksine, zulme ve zalime karşı sert tavırlı olup, imkânları nisbetinde zulmü eliyle, diliyle ve kalbiyle karşı koyup kaldırmaya gayret ederler…
 
İktidarı zulüm üzere kurulmuş olanlara karşı tavır koymak, onların zalim olduklarını yüzlerine haykırmak, onları zulümden vazgeçirip Âlemlerin Rabbi Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmederek âdil olmaya davet etmek, en faziletli cihad olduğunu Rasulullah (s.a.s.) beyan buyurmuştur!..
 
Ebu  Said el-Hudrî (r.a.)'dan.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
"Cihadın en efdalı, zalim sultanın, veya zalim emirin yanında söylenecek adâletli sözdür."5
 
Şu bir gerçektir ki, zulüm yönetimleri kısa ömürlü olurlar… "Zulüm ile abâd olanın, akibeti berbâd olur" diyen hikmet ehli çok yerinde bir tesbitte bulunmuşlardır… Bu tesbit, şu ayetin ifadesidir:
 
"Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir."6
 
"Allah'ı, sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma. Onları yalnız gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir. Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur."7
 
"Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azab ile yakaladık." 8
 
Zulmeden güç sahiplerine bir miktar zaman tanımak, onların azaba uğramalarının ertelenmesi, kendilerini sevindirmekte, şımarmalarına vesile olmaktadır… Hâlbuki bu zaman içinde zulümden vazgeçip tevbe etmeleri gerekirdi… Onlar, ıslah olmaları için tanınan zamanı, zulümlerini arttırmak için bir fırsat bilip isyanlarında aşırıya gitmektedirler…
 
Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
 
"Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerine her şeyin kapılarını açtık. Öyle ki kendilerine verilen şeylerle sevince kapılıp şımarınca onları apansızın yakalayıverdik. Artık onlar, umutları suya düşenler oldular."
 
Böylece zulmedilen topluluğu kökü kurutuldu. Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah'adır."9
 
Zalimlerin sonu böyledir ve bu, hiç de değişmez… Netice de başlarına gelir ve zulüm ile âbâd olmanın, akıbetinin berbâd olduğunu görürler…
 
Allah Teâlâ, bu hakikatın duyurulmasını emir buyurur:
 
"De ki: 'Düşündünüz mü hiç, size Allah'ın azabı apansız ya da açıktan geliverirse, zulme sapan kavimden başkası mı yıkıma uğrayacak?."10
 
O gün gelmeden uyanmak, beraber olmak, Ümmet vahdetini sağlamak, zulüm yönetimlerini yok etmek ve zalimleri ıslah etmek gerekir!..
 
İşgal altındaki İslâm topraklarındaki Mustaz'af mü'min müslümanlara zulmeden zalim tağutî düzenlerin başında bulunanlar ve onlara yardımcı olanlara karşı, mazlumların birleşip tavır almaları ve onlara asla destek olmamaları lazımdır… Bir zalimi, diğer zalime tercih edip yardımcı olan mazlumlar, o zalime verdikleri destekten dolayı, o zalimin suç ortağıdır… Zalimlerden bir zalim beğenmek, onun zulmüne razı olup ona meyletmek, ateşe mustahak olmak demektir…
 
"Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'dan başka velîleriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz."11 buyuran Allah Teâlâ, zalimlerden tamamen ilişkiyi kesmeyi, onlarla uzlaşmamayı emrediyor…
 
O zalimler ki, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmedikleri bir yana, Allah'ın hükümleriyle hükmedilsin isteklerini gündeme getiren, esaret altındaki müslümanları terörist ve anarşist kabul ederek en ağır cezalarla cezalandırmaktadır… Tağutî mahkemeler, bu mazlumların suç dosyalarıyla meşgul olup ağır cezalarla sonuçlandırırken, hapishâne ve zindanları mustaz'af mazlumlarla dolmaktadır…
 
Emiru'l-mü'minin İmam Ali (r.a.)'dan.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
 
"Allah buyuruyor ki:
 
-Benden başka yardımcı bulamayan birine zulmedene şiddetle azab ederim."12
 
Mazlum ve mustaz'af mü'min müslümanların, kendisinden başka Mevlâları olmayan Allah'a duâları:
 
"Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."13
 
"Mevlâ: Efendi, sahib, mâlik, yardımcı" demektir. 14
 
"Allah'a sarılın, sizin Mevlânız O'dur. İşte ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcı."15
 
"Bilin ki gerçekten Allah, sizin Mevlânızdır. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır."16 buyuran Rabbimiz, İlâhımız ve Mevlâmız Allah Teâlâ:
 
"Dilediğini yardımıyla destekler"17ve "Dikkat edin! Şübhesiz Allah'ın yardımı pek yakındır." diye zulme uğrayan kullarını müjdelemektedir…
 
Rahmân Allah'ın mü'min muvahhid kulları bilip iman edeler ki:
 
"Yardım ve zafer (nusret), ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındadır." 18
 
Ancak şu hakikat unutulmamalıdır ki, İman ehli kullar, kulluk görevlerini emrolundukları gibi dosdoğru yaparlarsa, yani katıksız iman ile beraber Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e itaat ederlerse, onlara va'dedilen yerine getirilir…
 
Allah Teâlâ, "Zulmetmeyin!" buyurdu. Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmemek, hevânın ilâh edinilip onun hükümlerine göre hükmetmek en büyük zulmün tâ kendisidir… Adâletten uzaklaşarak, yani İslâm'ı hayat nizamı olmaktan çıkararak zulmetmek, elbette kulluk görevlerine ihanet etmek demektir… Zalime meyletmek ve zalimi sevmek, zulmün tâ kendisi olmaktan başka bir şey değildir…
 
Mü'minlerin annesi Âişe (r. anha) rivayet eder.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
"Şirk, küçücük karıncaların karanlık gecede kayalık üzerindeki yavaş hareketinden daha gizlidir.
 
Bunun en alt mertebesi ise, bir miktar zulüm dolayısıyla (birsini) sevmen ve azıcık bir adâletten ötürü (birisine) buğz etmendir.
 
Zaten din, sevmek ve buğz etmekten başka bir şey midir ki?
 
Azîz ve Celîl olan Allah'da:
 
"De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ." (Âl-i İmrân 3/31) buyurmaktadır."19
 
Zulmeden zalimlere karşı sevgi beslemek, o zulmü işleyen zalim ile beraber zulmetmek demektir… Zulme ve zalime karşı, mü'min müslümanların kalbinde sevgi olamaz… Zulmedenlere asla bir yakınlık, bir meyil ve bir destek olamaz… Böyle bir istek ve hareket, zulmün işlenmesi suçunun ortağı eyler… Katıksız iman ehli olan kullar, zulmetmedikleri gibi, zulme ve zalime asla rıza göstermez, boyun bükmezler… Onlar, kim olursa olsun zalime karşı durur, mazlumdan yana olurlar…
 
Allah Teâlâ:
 
"Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız." 20buyurmaktadır.
 
Süleyman b. Amir, babası Amr b. el-Ahfas (r.a.)'dan nakleder.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
"Siz, zulmetmeyiniz, zulme de uğramayınız!" 21
 
Yegâne hayat nizamı İslâm, her türlü zulmü kaldırmak için geldi… Ona iman edenlerin kulluk vazifesidir ki, İslâm'ın bu gayesinin her varlık için gerçekleştirmiş olsun… Sadece insana yapılan zulüm değil, hayvan, bitki, dağ, taş, kara ve denizden hangi varlığa zulüm yapılırsa, mü'min müslümanın vazifesidir ki, o zulmü gidersin ve o zalimi durdursun… İslâm'ın yeryüzüne hâkim olması, İslâm adına muttakî mü'minlerin yönetimde bulunması, bütün yeryüzü varlıkları için huzur, mutluluk ve sıhhatin sebebidir… Bilindiği gibi İslâm, adâleti emredip zulmün her çeşidini yasaklar… İslâm'ın egemen olması demek, yeryüzünün adâletle dolması ve zulümlerin yok olması demektir…
 
Ebu Hurre er-Rakkaşî (r.a.)'dan, O da amcasından rivayet eder.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
"Dikkat edin, zulmetmeyin! Dikkatli olun zulmetmeyin! Dikkat edin zulmetmeyin!" 22
 
İbn Mes'ud (r.a.)'dan.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
"Zulmetmeyin! (Zulmederseniz,) duâ edersiniz amma kabul edilmez, yağmur istersiniz amma üzerinize yağmur yağdırılmaz, yardım istersiniz amma yardım edilmezsiniz." 23
 
Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'e Ümmet olmuş, her mü'min müslüman kişiye, önderleri ve hayat örnekleri böyle buyurmuştur… Zulmetmeyin! zulüm suçunu işlemeyin! Zulme rıza göstermeyin!.. Zalim olana en küçük bir sevgi oluşmasın kalbinizde… Çünkü zalimi ve işlediği zulmü sevmek, zulüm işlemede ona yardımcı olmak, zulmün tâ kendisidir! Böyle davrananlar zalim olana zulmetmektedirler… Zulüm, zalimin zulmüne yardım etmek, adâlet, zalimin zulmünü engellemektir…
 
Gayr-ı İslâmî, beşerî ve tağutî düzenlerin istisnâsız hepsi zulüm düzenleridir… Çünkü Allah'ın indirdikleriyle hükmetmiyor, aksine Allah'ın hükmünü geçersiz kılıp yasaklıyorlar… "Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenler zalim olanların tâ kendileri oldukları" malumdur… İşgal altındaki İslâm topraklarında egemen olan tağutların yönetimlerinin her merhalesi zulümdür… Kurum ve kuruluşları zulüm üzere binâ edilmiştir… Bundan dolayı hiçbir müslüman onların kurum ve kuruluşlarında yer alamaz… Eğer onlarla beraber mesaî arkadaşlığı yapacak olsa, zulümlerine katkıda bulunur ve ortak olur… Hiçbir müslüman, tağutî zulüm düzenlerinin, yönetimlerinin ayakta kalıp yaşamalarına vesile olmamalıdır… Aksine onların ıslâh olması ya da yok olması için bütün imkânlarıyla çalışmalıdırlar…
 
Zulüm o kadar kötü bir şey, o kadar ağır bir suçtur ki, bunun kötülüğünü beyan etmek için Abdullah ibn Abbas (r.anhuma) şöyle bir örnek verip diyor ki:
 
-Eğer bir dağ, bir dağa azgınlık ve zulüm edeydi, azgınlık eden parça parça edilirdi! 24
 
Zulmetmek bu kadar tehlikeli ve bu kadar korkunç bir kabahattır… Gerçekten iman ettiğini beyan eden hiçbir müslüman, zalimlerle birlikte olamaz, onlara herhangi bir destek verip yardımda bulunamaz… Hele hele bu zalimler, istilâ edilen İslâm topraklarında küfür ve şirk yasalarıyla yönetiyorlarsa… Bu yönetimlerin yerel olanları da, genel olanları da zulüm üzerine kurulmuş ve zulüm üzerine devam etmektedirler… Azıyla, çoğuyla zulüm, zulümdür… Zalimlerden bir zalim beğenmek, zulümlerden bir zulüm tercih etmek, Tevhid ehli hiçbir mü'min müslümanın işi olmamalıdır… "Ne de olsa bizimkidir" deyip, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyen zalim bir yöneticiye sahib çıkıp tercih etmek, Tevhid'e ve İslâm'a karşı suç işlemekten başka bir şey değildir… eğer zulüm işleyen zalim onlardan ise, onların vazifesi, zulüm işlemesine yardım etmek değil, onu zulümden alıkoymaktır…
 
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) rivayet eder.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
 
"Dikkat ediniz! Gerçekten vallahi siz, ya iyiliği emreder, kötülükten men'edersiniz, zalimin elinden tutup onu hakka döndürürsünüz ve onu hak üzere tutarsınız ya da Allah, bazınızın kalbini bazılarınınkine karıştırır, sonrada onlara lânet ettiği gibi size de lânet eder." 25
 
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) rivayet eder.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
 
"Bütün benliğime hâkim olan Zat'a yemin ederim ki, siz de onları gerektiği şekilde önlemedikçe hayır (size de kurtuluş yoktur)!" 26
 
Zalimlerin zulmünü engellemeyenler, onlara zulümlerinde yardım edenler, onların zulüm yönetimine destek verenler, onlarla beraber azabı hak eder, onlara verilen cezadan payına düşeni alır…
 
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
 
"Ve sizler, yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının. Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır." 27
 
Zalimlerin ve zalimlere zulümlerinde yardımcı olanların hem ahirette cezaları vardır, hem de dünya hayatlarında… Rasulullah (s.a.s.) bu hakikatı beyan buyurmuş, ümmetine nasihat edip uyarmıştır…
 
Ebu Bekre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):
 
"Ahirete ertelenecek cezası ile beraber, sahibi için zulüm ve akrabayı ziyareti terk kadar, Allah'ın cezalandırmayı çubuklandırmasına lâyık olan bir günah yoktur." 28
 
Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.), duâlarında zulümden ve zalimlerden Allah'a sığınmış, bu konuda Ümmetine yol gösterip örnek olmuştur… Kadın olsun, erkek olsun Ümmetin her ferdi, Rasulullah (s.a.s.)'e itaat etmekle mükelleftir… 29
 
Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.
 
Rasulullah (s.a.s.), duâsında şöyle derdi:
 
"Allah’ım, fakirlikten Sana sığınırım. Darlık ve Zilletten Sana sığınırım. Zulüm etmekten ve zulme uğramaktan Sana sığınırım." 30
 
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor.
 
Ben, Rasulullah (s.a.s.)'e devamlı hizmet ediyordum. (Seferlerde konak için bineğinden) her inişinde O'nun şu duâyı çok söyler olduğunu işitip dururdum:
 
"Allah’ım, ben tasadan, mahzûnluktan, âcizlikten, tenbellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç baskısından ve ağırlığından, kudret sahibi insanların tasallut ve galabesinden Sana sığınırım." 31
 
Cabir (r.a.)'dan.
 
Rasulullah (s.a.s.) şöyle duâ ederdi:
 
"Allah’ım, benim işitme ve görme duygularımı düzelt ve onları bana vâris kıl (ölünceye kadar sahih ve sağlam olsunlar). Bana zulmedene karşı bana nusret ver (yardım et) ve ondan intikamımı bana göster." 32
 
Mü'min müslümanlar, kalî olarak duâlarında Rabbleri Allah'a sığınırken, fiilî olarak da bunu gündeme getirmeli ve her esen rüzgâra karşı eğilmemelidirler... Her esen rüzgâra eğilen, dağ kadar da olsa, saman çöpü kadar kıymetinin olmadığını bilmelidirler… Zalim, kim olursa olsun asla taraftar olamamalı, hoş görmemeli ve devamlı bir redd ile reddetmelidir… Sadıklarla beraber olmalı ve dosdoğru yol üzere yürürken, emrolunduğu gibi dosdoğru davranmalı, eğilip bükülmemelidir…
 
Küfrün ve Şirkin egemen olduğu, fitnenin her tarafı kapladığı bir dönemde dosdoğru olmak, dosdoğru yolda yürümek, büyük bir fazilettir…
 
Vehb ibn Münebbih (r.a.) şöyle anlatıyor:
 
Kullardan bir adam, bir adama uğradı. Onu, kederli ve boynu bükük buldu.
 
-Neyin var, neden mahzûnsun? diye sordu.
 
O da:
 
-Filanın işi beni şaşırttı! Kullukta bildiğin dereceye ulaşmıştı, sonra dünya ehline döndü, dedi.
 
Diğeri de:
 
-Yoldan dönenden dolayı şaşırma da, dosdoğru gidenden dolayı taaccüb et! diye karşılık verdi. 33
 
Bu hikaye, yaşanan hayatın hikayesi değil mi?
 
Dipnot
 
1- Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 9, Sh. 396, Hds. 7118.
 
Celâleddin es-Suyûtî, Câmiu's-Sağîr, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2013, C. 5, Sh. 501, Hds. 8585 (627). Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh. 163, 190. ve
 
Taberânî, Mu'cemu'l-Evsat'tan.
 
2- Sünen-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sılâ, B. 15, Hds. 55.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B. 15, Hds. 2613.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabü'z-Zühd, B. 30, Hds. 4257.
 
İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B. 225, Hds. 490.
 
3- Lokman, 31/13.
 
4- Mâide, 5/45.
 
5- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melâhim, B. 17, Hds. 4344.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Fiten, B. 12, Hds. 2265.
 
Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Biat, B. 37, Hds. 4191.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B. 20, Hds. 4011-4012.
 
6- Şuara, 26/227.
 
7- İbrahim, 14/42-43.
 
8- A'raf, 7/165.
 
9- En'âm, 6/44-45.
 
10- En'âm, 6/47.
 
11- Hud, 11/113.
 
12- Taberânî, Mu'cemu's-Sağîr Terceme ve Şerhi, çev. İsmail Mutlu, İst. 1996, C.1, Sh. 106, Hds. 47.
 
Kuzâî, Şihâbü'l-Ahbâr, Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, Sh. 260, Hds. 874.
 
Celâleddin es-Suyûtî, A.g.e. C. 5, Sh. 501, Hds. 8586 (1046) Deylemî, C. 1, Sh. 115'den.
 
13- Bakara, 2/286.
 
14- Ferit Develioğlu, Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Ank. 2002, Sh. 636.
 
15- Hacc, 22/78.
 
16- Enfal, 8/40.
 
17- Âl-i İmrân, 3/13.
 
18- Âl-i İmrân, 3/126.
 
19-  Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 5, Sh. 46, Hds. 3202.
 
  Celâleddin es-Suyûtî, ed-dürrü'l-Mensûr, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012,  C. 3, Sh. 446, İbn Ebi Hatim ve Ebu Nuaym, Hilye'den.
 
İmam Hafız el-Munzirî, Hadislerle İslâm - Terğib ve Terhib, çev. A. Muhtar Büyükçınar, Vdğ. İst. T.Y. C. 6, Sh. 45, Hds. 40.
 
20- Bakara, 2/279.
 
21- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Buyu, B. 5, Hds. 3334.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B. 10, Hds. 3281.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Menâsik, B. 76, Hds. 3055.
 
Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Buyu, B. 3, Hds. 2537.
 
Ayrıca bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 5, Sh. 73.
 
22- İmam Muhammed b. Muhammed b. Süleyman er- Rûdânî, Büyük Hadis Külliyatı - Cemu'l-Fevâid, çev. Naim Erdoğan, İst. 2003, C. 2, Sh. 159, Hds. 3629. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 5, Sh. 172-173.
 
23- Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, çev. Fikret Güneş, İst. 2010, C. 9, Sh. 186, Hds. 9191. Taberânî, el-Muce'mu'l-Evsat'tan.
 
24- İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B. 268. Hbr. 588.
 
25- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melâhim, B. 17, Hds. 4337-4338.
 
26- Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l-Kur'ân, B. 6, Hds. 3237.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B. 20, Hds. 4006.
 
27- Enfal, 8/25.
 
28- Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B. 43, Hds. 4902.
 
Sünen-i İbn Mace, Kitabü'z-Zühd, B. 23, Hds. 4211.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B. 21, Hds. 2629.
 
İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B. 268. Hds. 591.
 
29- Bkz. Âl-i İmrân, 3/31. Nisa, 4/59. Ahzab, 33/36.
 
30- Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-İstiâze, B. 14, Hds. 5425-5428.
 
31- Sahih-i Buhârî, Kitabu'd-Daavat, B. 35, Hds. 58.
 
 Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-İstiâze, B. 8, Hds. 5418.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, B. 70, Hds. 3713.
 
32- İmam Buhârî, Edebü'l-Müfred, B. 282. Hds. 649-650.
 
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat (çeşitli Hadisler), B. 18. Hds. 3843.
 
33- Abdullah İbnü'l-Mübarek, Kitabü'z-Zühd, çev. M. Adil Teymur, İst. 1992, Sh. 134, Hbr. 538.