EN HAYIRLI TOPLULUK 2
(En hayırlı topluluğu anlatmaya devam ediyoruz.)
11/04/2016 - 10:06

3-Allah’a inanmaları

Âyette geçtiği gibi hayırlı toplum, Allah’a hakkıyla inanır. Kur’an’da anlatıldığı gibi, sahih, şeksiz-şüphesiz, kabul edilebilecek şekilde. Kelime-i Tevhid’in gereğini yapar. Bununla beraber meleklere, ilâhi kitaplara, peygamberlere ve âhiret gününde hesap vereceğine inanır. İmanına şirk, riya, nifak ve küfür bulaştırmaz. Allah’a zatında, fiillerinde, sıfatlarında ve güzel isimlerinde (Esmâ-i Hüsnâ’da) ilhada (yanlışlığa) sapmaz. İnsanların, filozofların, hevâsına uyanların anlattığı ilâha değil, Vahyin, Peygamber’in anlattığı Allah’a, onların öğrettiği gibi inanır. İnanmakla kalmaz O’na hakkıyla kulluk eder. Hayatı O’nun ölçüleriyle yaşamaya çalışır. Amacı da O’na şükretmek ve O’nu razı etmektir.

Uzaktan onlara bakanlar; “işte bunlar müslümanlardır” derler. Onlar bir olan Allah’a iman ederler. Onlar hz. Muhammed’in getirip tebliğ ettiği dine inanırlar. Onların inandığı ilâh  insnların kafalarından uydurduğu, kendilerinin şekillendirdiği, yetkilerini kendilerinin belirlerdiği  tanrılar değil, âlemlerin rabbi, Kur’an’da anlatılan Allahtır. Onlar, ne atalarının dinine, ne de nefsilerinin uydurduklarına tabi olmazlar.

Hayırlı toplumdaki her bir mü’min aynı zamanda bir muvahhidtir. Muvahhid, yani hanif;  Allah'ın vahdâniyetine, yani O’nun bir ve tek oluşuna iman eder. O bir başka deyişle Kur'an'da tanıtılan Allah'a kulluk etmek üzere iman eder. Kur’an’da O'na nisbet edilen sıfat, fil ve isimleri aynen kabul eder. Yine O'na yakışmayan sıfatlardan O’nun uzak olduğuna inanır, yani O'nu tesbih ve tenzih eder. “Lâilâhe illallah muhammedür’rasûlüllah” ile sadece O'na ibadet edeceğine ve sadece O'ndan yardım dileyeceğine, sadece O'ndan gelen ölçüleri kabul edeceğine söz verir.

Bu özelliklere sahip mü'minin diğer adı 'muvahhid'tir. O, Tevhid'e istenildiği gibi iman eden ve bu imanın gerekleri olan şeyleri samimiyetle yapan kimsedir. O, İslâm’a tam anlamıyla inanan ve bu inancını yaşama çabasında olan insandır. 

En hayırlı toplumun âlemlerin Rabbe Allah’a iman ettikleri; fikirlerinden, anlayışlarından, tasavvurlarından, bakış açılarından, dünya hayatına ve dünyalıklara değer verişlerinden, toplumda yaygın olan örf ve  adetlerinden, ahlâklarından ve adâb-ı muâşeretlerinden  belli olur. En hayırlı toplumun mü’minleri, inançta ve amelde, sözde ve davranışlarda, değer yargılarında ve günlük işlerinde, aralarındaki ilişkilerde ve alış verişlerinde, yardımlaşma ve dayanışmada imanlarının gereğini yaparlar.

 

4-Önder/rehber olmaları

“Siz, insanlığ(ın iyiliği) için çıkarılmış hayırlı bir topluluksunuz (ümmetsiniz); (çünkü siz) emr-i bi’l-ma’ruf, nehy-i ani’l-münker yaparsınız ve Allah'a inanırsınız...”(Âli İmran 3/110)

Burada da Âli İmran 104. âyette olduğu gibi “ümmet” topluma/insanlığa önderlik edecek grup (topluluk) anlamında kullanılmış.

Bu âyet iyilik yolunda insanlığa önder ve örnek olmayı hak eden müslümanların başlıca niteliklerini gösteriyor.

Onlar iyi amel sahibi olmaları, aşırılık ve sapkınlıktan uzak, dosdoğru, adaletli, ölçülü, mu’tedil ve dengeli tutum ve davranışları sebebiyle insanlığa örnek ve rehber olmaya adaydırlar. Bu ümmet hakkında Bekara 143te “Sizin insanlığa şâhitler olmanız için sizin vasat (merkez) ümmet kıldık...” deniliyor. Allah (cc) mü’minlerin dengeli ve hayırlı ümmet olmalarını istemektedir. Hz. Muhammed güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş bir peygamber olduğu gibi (Muvatta, Husnu’l-Huluk/8), ümmeti de bu ahlâkı yaşamak ve insanlığa öğretmek için görevlendirilmiş en hayırlı ümmettir. (Heyet, Kur’an Yolu, 1/483)

‘İmam’ın kelime anlamı önde olan, hakta veya batılda kendisine sözle veya fiille uyulan, önder, lider durumundaki kimse veya kitaptır. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât,  s: 28.İbni Manzur, Lisânü’l-Arab, 1/157. El-Cevherî, es-Sıhah, 5/173)

Bir başka deyişle başkanlık veya başka bir sebepten dolayı kendisine tabi olunan, peşinden gidilen insandır.

 “İmam, “önder, rehber, model” demektir. “Anne” manasına gelen “umm” kökünden türetilmiştir. “Umm’, bir şeyin meydana gelmesine, terbiyesine, ıslahına veya başlangıcına temel olan köküne verilen isimdir. İmam rehberi olduğu kitlenin manevi annesi gibidir. Önünde yürüdüğü ümmete anne gibi şefkat ve merhamet gösterir. Onların dağılmışlığını toplar, eksiğini giderir, yarasını sarar, yıkılmışını kaldırır, bozulmuşunu onarır.” (İslâmoğlu, M. Ümmet Yazıları, s: 24)

‘İmam’, kendisine uyulan bir önderdir. O bir kök, bir asıl durumundadır ve arkasında bir cemaat vardır.

Bu cemaat da bir ‘imamın-önderin’ peşinde olduğu için ‘ümmet’ adını almaktadır. İnsanlar hayr ve şerr imamlarının önderliğinde, onların peşinden giden ümmet’ler halindedirler. Kıyâmet gününde de bu ümmetler kendi imamlarıyla Allah’ın huzuruna hesap vermek üzere çağırılacaklar. (İsrâ 17/71)

‘Ümmet’‘umm/imam’ sözünden alınmış çoğul bir isimdir ki, çeşitli insan gruplarına önder olan ve kendisine uyulan cemaat demektir.

“Ümmet” bir imamın (önderin) başkanlığı altında sağlam bir topluluk oluşturup, düzenli bir şekilde faaliyette bulunan ve diğer insanlara önderlik yapabilen bir topluluktur. Bu topluluk iman üzere olduğu gibi, küfr üzere de olabilir. Faaliyetleri sâlih amel de olabilir, fitne ve fesat da olabilir.

Kendine has bir dine sahip olan kimse anlamından  (İbni Manzur, Lisânü’l-Arab, 1/156)hareketle ‘ümmet’i kavram olarak; kendi iradeleriyle veya bir zorunluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı dine uymak suretiyle bir arada yaşayan insan topluluk şeklinde açıklamak mümkün.Ancak bir çok müslüman bilgin, ümmet kelimesiyle İslâma inanan topluluklar kasdedildiği görüşündedirler.(Bulut, H. İ. TDV İslâm Ansiklopedisi, 42/308

Kişilere göre “imam/önder” hangi konumda ise, gruplara-topluluklara göre de “ümmet” o konumdadır. 

İslâm kültüründe “ümmet” kavramı daha çok İslâma gönül vermiş müslüman toplumu ifade eder. Dünyadaki bütün müslümanlar bu topluluğun gönüllü üyeleridir. Kur’an’a göre İslâm ümmeti bir tek ümmettir (Enbiyâ 21/92. Mü’minûn 23/52). Yeryüzündeki bütün sınırlara, farklı dil ve renklere rağmen İslâm ümmeti Kur’an’ın emriyle bir bütündür, din açısından kardeştir ve Kur’an’ın etrafında birlik (vahdet) oluşturur.

Onların imamı-önderi Hz. Muhammed (sav), kitapları Kur’an, ülkeleri İslâmı yaşayabildikleri, hayata hakim kılabildikleri her yer (dâru’l-İslâm), hedefleri ise İslâmın gerçek uygulayıcıları olarak diğer insanlar üzerine Hakk’ın şahitleri olmak ve dünya imtihanını kazanmaktır.

‘Ümmet’ zımnen, ‘insanlığı ana gibi kucaklayacak bir toplum’ vurgusunu taşır.”(İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/54)‘İslâm ümmeti’ ana yürekli, hidâyette önder, ahlâk ve fazilette, hayırlı işlerde ve iyiliklerde örnek alınacak hayırlı toplumdur.

Her ‘imam’ın çevresine bir ‘ümmeti’ vardır. Bütün ümmetlerin imamları üzerine şâhit olan hz. Muhammed’in ümmeti ise en büyük nimete nail olan, buna göre de sorumluluğu büyük olan bir ümmettir. İbrahim’in  (as) soyundan peygamberler ve nebiler geldi. Onlar en hayırlı ümmetler olarak insanları hakka ve hayra davet ettiler. Tıpkı onun gibi Hz. Muhammed’in ümmeti de insanlar içinde çıkarılmış en hayırlı ‘ümmet’tir, ya da böyle bir ümmet olma durumundadır. Bu ümmetin en önemli özellikleri, ma’ruf’u (iyiliği) emretmeleri, münker’i (kötülüğü) yasaklamaları ve Allah’a hakkıyla inanmalarıdır.

İslâm ümmeti bu görevi bir yetkin imamın-önderin etrafında halkanan toplulukla (ümmetle) yerine getirebilir. Müslümanların içinden çıkacak olan bu şuurlu insanlar, diğerlerini hayr’a davet ederler, iyiliği emreder, kötülüklerden sakındırırlar. 

Ma’rufu (iyiliği) emreden, münkeri (kötülüğü) önlemeye çalışan İslâm ümmeti, insanlık içerisinden çıkartılmış en hayırlı ümmettir, diğer ümmetlere karşı üstün bir konumdadır. Bu üstünlük de soy, kabile, renk, sosyal sınıf, zenginlik ve iktidara sahip olmada değil; Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle davranma (takva) ve İslâmın getirdiği ilkelere ve ölçüye uymada, hayrın ve ma’rufun yaygınlaşması için çalışmadadır.

Dolaysıyla bu konularda insanlığa örnek ve rehber olmadadır.

İslâm ümmetinin daha üstün, daha faziletli olduğunu bizzat Peygamber (sav) haber veriyor. (A. b. Hanbel, 5/383) Bu yüce erdemin ancak İslâmın getirdiği ilkelerle kazanılacağı açıktır.

“İmam nasıl ümmetin önderi ise, ümmet de insanlığın önderidir. Ümmet kelimesi de tıpkı imam gibi “anne” anlamına gelen “umm” kökünden türetilmiştir. İmam nasıl ümmetin rehberi ise, ümmet de insanlığın rehberidir. Bu şu demektir: Ümmet insanlığın anasıdır. İnsanlığa hakikat ve adaleti temsil eden iki memesinden emzirir. İnsanlığa model olur. İnsanlığın sızlayan vicdanı, seven kalbi, okşayan elidir.

Toplumu dönüştürmek için yola çıkan toplumsal önderler, örneklikleri oranında başarılı olabilirler. Çünkü örnek bir hayat en yaygın terbiye aracıdır. Kur’an, bilgi ile bileni aynileştirmeye çağırır. Bu ikisinin birbirinden farklı ve ayrı olmasını ikiyüzlülük alameti olarak görür ve sonra: “Niçin söylediklerinizle yaptıklarınız birbirine uymuyor?” diyor veardından ekliyor: “Yapmadığınız şeyi söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.” (Saf 61/2-3) (İslâmoğlu, M. Ümmet Yazıları, s: 24-25)

 

6-Orta ümmet olmaları

En hayırlı topluluğun (ümmetin) bir özelliği vasat (orta, aşırı olmayan) bir ümmet olmalarıdır.

Kur’an bu konuda şöyle diyor:

“Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü (vasat) bir toplum olmanızı istedik...”(Bekara 2/143) 

‘Vasat ümmet’, sahih bir İslâm ve mu’tedil bir ahlâk anlayışı inşa etmede önemli bir Kur’an kavramıdır. Kur’an ‘vasat ümmetin’ din açısından üzerinde yürüdüğü yola ‘sırat-ı müstekim, sıratı’s-seviyy-en doğru/düzgün yol’ diyor (Bekara 2/142. Âli İmran 3/51, 101. En’am 6/126. Hacc 22/24. Meryem 19/43. Tâhâ 20/135 ve diğerleri).

Bu yol dinde gevşek davrananlara veya aşırıya sapanlara nisbetle dengeli ve âdil olan, orta yolu izleyenlerin yoludur.  

İslâm toplumunun bir niteliği olarak geçen ‘vasat’ tabirini bazı müfessirler “en hayırlı, en değerli” anlamını verirler. Bunu da Âli İmran 110. âyetindeki hayırlı ümmet ifadesi ile açıklarlar.(Taberî, Tefsir, 3/390. İbni Atıyye, Muharriru’l-Vecîz, S: 139-140. Zamahşerî, El-Keşşaf, 1/197. TDV İslâm Ansiklopedisi, 42/308)

Nitekim “Onların en vasat olanlar dedi ki...” (Kalem 68/28) âyetindeki vasat, mu’tedil ve en hayırlı olanlar demektir.

Bazıları da ‘vasat’ı ‘adalet’ olarak açıkladılar.(İbnu Atıyye, Muharriru’l-Vecîz, s: 139-140. El-Ferrâ, Z. İbni Ziyâd, Meâni’l-Kur’an, 1/83. Tabatabâî, el-Mizan, 1/323. Kutub, S. fi-Zılali’l Kur’an, 1/130. Mevdûdî, Tefhimu’l Kur’an 1/123)

Uzun bir hadisin sonunda şöyle deniyor: “...Ve siz onun kavmine tebliğ ettiğine şâhitlik edersiniz. Bu, Allah'ın şu sözüdür: “İşte böylece sizi vasat bir ümmet kıldık...” Vasat, yani âdalet demektir.”(Buhârî, Bid’u’l-Halk/2 no: 3339, Tefsir/13 no: 4487. Tirmizî, Tefsir/2 no: 2961) 

Bazı alimler bunu “orta yolu takip ederek ifrat ve tefrite kaçmayan ümmet” şeklinde açıklamıştır. Zira hıristiyanlar Îsâ’yı (as) tanrının oğlu olarak nitelendirdikleri gibi içlerinden bir grup dünyadan el etek çekmek suretiyle aşırılığa kaçmış, yahudiler de Allah’ın kitabını değiştirip peygamberleri öldürdükleri ve bazı sözleri Allah’tan gelmiş gibi gösterdikleri için doğru yoldan ayrılmışlardır.(Taberî, Câmiu’l-Beyan, 1/8. İbnu Atıyye, Muharriru’l-Vecîz, s: 139-140.

“Ümmeten vesetan/orta ümmet”; aşırılıklar karşısında âdil bir denge gözeten ve hem zevk ve sefahatı, hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkanlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluk demektir.”(Esed, M. Kur’an Mesajı, 1/40)

Allah (cc) Muhammed ummetini hayırlı kıldığı (Âli İmran 3/110) gibi, onların kıblesini de hayırlı kılmış, onları diğer insanlara hak din açısından  hem şâhit, hem de örnek yapmıştır.

Ya da hayırlı ümmet olmak ancak ‘vasat ümmet’ olmakla mümkündür.

İslâm ümmeti bir denge toplumudur. İnançta, amelde (ibadet hayatında), hayatı değerlendirmede, ceza vermede ve yargılamada, sevgide ve nefrette,dünya-âhiret ekseninde,harcamalarında,korku ve ümit arasında,öfkelerindeve savunmalarında,yeme ve içmede, eşya edinme ve kullanmada ve her işlerinde orta yolu izler. Hiç bir konuda aşırı değildir.

Hakka ve adalete uygun hareket etmek, hikmete uymak, hazzı ve çıkarı değil hayırlı olanı talep etmek, insanlara her konuda örnek olmak onların özelliğidir.

Kur’an ayrıca muktesıd, yani adaletli olmada daha titiz bir ümmetten söz ediyor. “....Onlardan muktesıd bir ümmet (doğru ve âdil bir yol tutturanlar) vardır...”(Mâide 5/65-66).

Allah (cc) insanlığın doğru hareket etmesi için kitap ve mizan (ölçü)  indirmiştir. (Hadîd 57/25) Mizan;  ölçü, muvazene, adaletle davranma,insanın bütün fiil, söz ve tavırlarında ölçülü olması demektir. Mizan, daima bir muadele (denkleme) nisbetini ifade ettiğinden adalet ve adaletin miyarı olan şeriate de mizan denilegelmiştir.(Gürbüz, F. Kur’an’da Denge, s: 27)

 

(Devamı var)

30.03.2016 / Zaandam-Hollanda