TEZKİYE, RAMAZAN ve ORUÇ 5
25/06/2016 - 09:34

8-Allah için vererek, infak ederek;

  Vahyin sürecinin ilk yıllarında indiği düşünülen Leyl Sûresi arınmanın verilerek yapılacağın söylüyor. Ama bunu sınırlandırmıyor. 

“Temizlenmek (yetezakkâ)için malını hayra veren en muttekî (Allah'a karşı gelmekten  sakınan) kimse, o ateşten uzak tutulacaktır.” Leyl 92/17-18)

Buradamaldan verme ve takva, ‘en güzeli’ doğrulama, cimrilik yapıp ‘en güzelin’ yalanlanması, ölüm anında mala ihtiyaç olmama, Allah'ın insana hidâyet vermesi ve günahkârı cehennem ateşiyle tehdit etmesi konularından sonra arınmanın (tezkiyenin) metodu ve maksadı ilan ediliyor.

‘ze-kâ’ fiilinden gelen ‘zekât’ sözlükte, Allah’ın bereketlendirmesinden gelen nema, çoğalma,  artma potansiyeli veya temizliktir, arınmadır.

Bu kelime dünyevî ve uhrevî işler hakkında kullanılır. Ancak asıl vurgusu ekonomik değil, ahlâkîdir.

 ‘Zekat’Kur’an’da her zaman; İslâmın üzerine bina edildiği esaslardan biri, yani zenginlerin vermekle yükümlü oldukları yükümlülük değildir.

Bu kendini arıtma anlamındaki tezekki/tezkiyedir aynı zamanda. Bunu Mekke döneminin ortalarında inen Tâhâ 20/76 ile, peygamberin gönderiliş amaçlarından birinin tezkiye olduğunu belirten âyetlerden de (Bekara 2/151. Âli İmran 3/164. Cumua 62/2-3)  anlayabiliriz.

Kur’an farz olan zekât verme işlemi için ‘e-te-ve-vermek’ kökünden gelen fiilleri  kullanıyor.

Mekke döneminde farz olan zekât yoktu. O dönemde inen âyetlerde geçen zekât, zenginlerin vermekle yükümlü oldukları dinî vergi değil; arınmayı sağlayan vermeler olsa gerektir.

Mesela;“...Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatır. Onu, (Allah’tan) korkup-sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım.”(A’raf 7/156)

Buradaki zekâtı;  arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli ödemek diye anlamak mümkün. Nüzûl sırasına göre zekâtın ilk geçtiği yer muhtemelen burası veya Müzemmil 20. âyet. İnsanın akletme kapasitesine verilen ‘zekâ’ ismi, zekâtın bu özelliğini ele vermektedir. Bunun türevi olan ‘tezkiye’ övgüye değer kılmak, saflaştırarak yüceltmek anlamına gelir.

Zekâtın Mekkî sûrelerde salat ile birlikte kullanılması bu gerçeği değiştirmez. (Müzemmil 73/20. Meryem 19/31. Necm 53/3. Lukman 31/4). Zekâtın vahiy sürecindeki anlam seyri, sadece kazancı paylaşarak arınmayı değil, aynı zamanda hak edilmemiş gelirlerden de vazgeçmeyi ifade eder. Zekât, sonradan kazandığı şer’i anlamda olduğu gibi muhtaç kimseler yararına karşılıksız mal çıkarmayı değil, kazanılması umulan nihâi amaca da işaret etmektedir. (İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/294)

O da Allah rızası için O’nun kullarına vererek arınmadır.

Bazı ayetlerde zekâtı, arınmışlık, arınma (tezkiye olma) anlamında olduğu gayet açık. Mesela;

“(Büyüdüğünde o'na) “Ey Yahyâ! İlahî mesaja sımsıkı sarıl!” (diye öğüt verdi). Çünkü o daha küçük bir oğlanken Biz o'na doğru ve kuşatıcı düşünme yeteneği ve katımızdan bir ruh inceliği ve arınmışlık (zekât) vermiştik. Öyle ki, Bize karşı o (her zaman) bilinç ve duyarlık içinde idi;”(Meryem 19/12-13)

Zekât burada, hz. Yahya’nın sâlih bir insan yapılması ve günahlardan temizlenmesini anlatıyor. (Mukatil b. Süleyman, Tefsir, 2/308)

Yani Yahya (as) günahlardan arındırılmış, bedenini Allah’a itaat etmekte kullanan bir kimse idi. Kimilerine göre burada zekat, salih ameldir. (Taberî, İbni Cerir, Câmiu’l-Beyan, 8/317)

Burada geçen ‘zekât’ temizlemek, bereket, hayır ve iyilik yollarını artırmak demektir. Yani Allah (cc) onu insanların faydasına olmak üzere mübarek kıldı. Zira o etrafındakileri hidâyete iletiyordu. Ya da; şâhidlerin bir kimseyi tezkiye edip temize çıkardıkları gibi, Allah da Yahya’yı ondan övgü ile söz etmek suretiyle tezkiye etti. (Kurtubî, A. B. Muhammed. El-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, 2/1954)

O genç adamda, ki anası-babası mümin kimselerdi, taşkınlıkları ve inkârcı eğilimleriyle onlara çok derin acılar vereceği yolunda kaygı verici belirtiler görmüştük.

Rablerinin o ana-babaya onun yerine ondan daha zekat (temiz seciyeli-arınmış) ve merhamette ondan daha ileri (başka bir çocuk) vermesini istedik.”(Kehf 18/80-81)

Bu iki âyetteki zekât kelimesinin İslâmın temellerinden olan zekâtla alakası yok. Kök anlamına uygun olarak, amel açısından daha temiz, tezkiye olmuş, daha sâlih (ıslah olmuş), daha takvalı anlamında kullanılmış.

Bu ayetteki ‘zekât’ anlamı konusunda üç görüş var. Rableri o anne-babaya inkârcı çocuk yerine; din açısından temiz,  ya da amel açısından temiz (arınmış), veya düzgün, sağ salim bir çocuk vermeyi istedi. (el-Cevzi, A. B. Muhammed, Zâdu’l-Mesîr, s: 877)

Allah (cc) kurtulacak olan mü’minlerin bazı özelliklerini şöyle anlatıyor: “Onlar salatlarında (namaz vaya ibadetlerinde) alçak gönüllü bir duyarlılık içindedirler. Onlar boş ve anlamsız şeylerdan yüz çevirirler. Onlar zekat ibadetini yerine getirirler.”  Bu sıralamadaki zekatı Kur’an yorumcuları genelde, farz olan zekat olarak olarak anlamışlar. Ancak bunu arınmak için verilmesi gerekeni yapmak şeklinde de anlamak mümkündür. (Esed, M. Kur’an Mesajı, 2/689. İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 1/660. Sülün, M. Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı, s: 342. Akdemir,  S. Son Çağrı Kur’an, s: 341)

Zekât kelimesi Mekkî sârelerdem Müzemmil’de şöyle yer alıyor:

“... O hâlde, Kur’an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Müzemmil 73/20)

Müfessirler burada geçen ‘namaz’ı, bilinen ve farz olan beş vakit namaz, ‘zekâtı veriniz’i de farz olan zekât diye anlamışlar. Ancak Müzemmil Sûresi’nin Mekke’de indiğini ve her iki ibadetin de henüz farz kılınmadığını göz önüne alırsak, burada bu iki önemli ibadeti ait bir şuur oluşturma ve bunların ait ilk uygulamayı başlatmanın amaçlandığı söylenebilir. (Heyet, Kur’an Yolu, 5/413)

Zekât, yalnızca karşılıksız harcamak değil, ondan daha öte arınmak için fedakârlık etmek, arınmak için bedel ödemek anlamlarına da gelir. Bu da zekâtın sadaka ile buluştuğu yerdir (Tevbe 9/103). Burada verilen şey sadaka olarak isimlendirilmekte, sadakanın veriliş amacının da zekât (arınma, tezkiye) olduğu vurgulanmaktadır. (İslâmoğlu, M. Hayat Kitabı Kur’an, 2/1187)

Onların mallarından sadaka (zekât) al; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işitendir, bilendir. ﴾Tevbe 9/103)

Burada bilinen farz zekâtın ‘sadaka’ kelimesiyle, arınmanın ise zekâtın da kök fiili olan tezkiye ile anlatıldığını görüyoruz.

Kur’an inkârcılar hakkında şöyle diyor:  Onlar zekâtı vermeyen kimselerdir. Onlar âhireti de inkâr ederler.”(Fussilet 41/7)

Allah’ın birliğine (vahdaniyetine) inanmak ve insanlara karşılıksız vermek, İslâmın iki temel emridir. Bundan dolayı bu iki emre kasıtlı olarak karşı çıkmak, insanın Yaratıcıya karşı mesuliyetini ve hayatın öteki dünyada da devam edeceğini inkar anlamına gelir. (Esed, M. Kur’an Mesajı,  3/972)

Bu âyetteki zekâtı, mali yükümlülük anlayanların yanında, onu “Lâ ilâhe illallah” diyerek kalbi şirkten arındırmak diye yorumlayanlar da vardır. (Taberî, İbni Cerir. Câmiu’l-Beyân, 11/86)

Hz. İsa (as) şöyle dedi: «Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.»(Meryem 19/31)

Yani “arınmak için gerekeni vermeyi emretti”.

“Peygamber metodun ikinci aşaması olan arınma; amelî, ibadî ve ihtiyarî pratikler, insanın üzerindeki dünyevî istiladan ve ekonomik kölelikten kurtulma aracı ve sevdiğimiz şeylerden ve kendi menfaatlerimizden infaktır. Rahatlık ve refahtan vazgeçmek, öfkeyi dindirmek, nakit parayı malı, işi, kısas hakkını, makamı, oğlu dostu ve sonuçta da canı feda etmek. Bu eylemlerin hepsi Kur'an'da zekâtla birlikte anılmıştır. Ve bundan maksat da irade gücüyle nefsin düzeltilmesi ve temizlenmesi, takva ve arınmanın oluşturulmasıdır.”

http://www.islamdusuncesi.net/peygamberi-metodun-2-asamasi-arinma-tezkiye-435h.htm

Kur’an özellike Medine döneminde Allah yolunda mal vermeyi vacip sayıp, ölçüsünü tayin ediyor ve onun ismini zekât koyuyor. Yani vacip (farz) olan arınma vesilesi...

Kur’an farz anlamındaki zekât hakkında sadaka terimini de kullanıyor. (Bakınız: Tevbe 9/58, 60, 103. Bekara 2/271)

Vermenin en önemli göstergesi zekâttır. Zekât tezkiye ile aynı kökten gelir ve o da arınmak için vermek, malı vererek arıtmak, temizlemek demektir.

Bu adlandırmanın sebebi ya zekâttaki bereket beklentisi, ya da bu yolla nefsin tezkiyesidir.

Yani hayır ve bereketlerle nefsin geliştirilmesidir, büyütülmesidir ya da bunların her ikisidir. Çünkü her iki hayır da zekâtta vardır. (el-İsfahânî, R. el-Müfredat, s: 313)

En yapışkan kir ‘bencilliktir’. ‘Bize verilenleri’ hep bizimmiş gibi, hiç elimizden çıkmayacakmış gibi sahiplenmek bizi lekemez mi? Elimizdekilerin aslında bize ikram edildiğini unutmamız yüzümüzü kara çıkarmaz mı? Bencillik, kalıbımızla taşıdığımız malı kalıbından çıkarıp kalbimize bulaştırmak demektir. Bencillik elimize emanet olarak duran serveti gönlümüze koymak demektir. Bencillikgönül gözünü lekeler. Bize verilenlere odaklaştırır, bize Veren’e karşı kör eder.

İşte zekât, bencilliğin sebep olduğu kiri temizler. Çoğu bize kalır, azı gider. Giden az sayesinde bize kalan ‘çok’laşır, bereketlenir. Mülkü elden çıkarır, Mülkün Sahibini buluruz. (Demirci, S. Canla Bağışla, s: 115)

Zekât, terim olarak Kur’an’da belirtilen sınıflara sarfedilmek üzere dinen zengin sayılan müslümanların malından alınan belli payı ifade eder.

İslam Hukukunda zekât, kişinin sermayesini ve gelirini (dolaysıyla nefsini) bencillik kirinden temizlemesi anlamına gelen, müslümanlara farz kılınmış zorunlu vergiyi ifade eder. Bu verginin hasılatı, esas olarak fakirlere harcanır, ama yalnızca onlara değil. Bu nedenle zekatı “arındırıcı (malî) yükümlülük” olarak anlamak mümkün.” (Esed, M. Kur’an Mesajı, 1/14)

Ancak Mekke döneminde inen âyetlerde de zekât, sadaka, ihsan, infak, it’am gibi kelimelerle müslümanlar malî yardımlaşmaya teşvik edilmiş, bunun üzerinde ısrarla durulmuştur.

Mü’minlerin en önemli özelliklerinden ve onların felâhına (kurutuluşuna) vesile olacak ibadetlerden biri de kendilerini ve mallarını tezkiye edip değerli kılmak  üzere zekât ibadetini yerine getirmeleridir. (Mü’minûn 23/4.Bekara 2/177. Tevbe 9/71. Neml 27/2-3)

Zekât, her şeyden çok, şahsî bir ibadet, Allah'a yaklaşma ve O'na yönelme eylemidir. Kur'an'da pek çok yerde zekât, insan ve Allah arasında bağ olan namazdan sonra gelmektedir.

İster nafile anlamıyla, ister Kur’an’daki zekât anlamıyla sadaka, kişinin nefsini  ve malını tezkiye ettiği gibi, malını bereketlendirir, değerli yapar.

Şu hadislerde sadakanın hem malı bereketlendirme hem de nefsi arıtma rolüne işaret edildiğini görüyoruz:

“Sadaka vermekle mal eksilmez. Allâh(cc) affeden kulunun değerini artırır. Allâh rızâsı için alçak gönüllü olanı Allâh yüceltir.” (Müslim, Birr19/69 no: 6592)

“Oruç kalkan (gibid)dır. Sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi günah(ın azâbını) söndürür.” (Tirmizî, Îmân/8 no: 2616. İbn-i Mâce, Fiten/12 no: 3973)

“Yarım hurma ile de olsa ateşten korunun. Bunu da bulamayan, güzel ve hoş sözle korunsun.” (Buhârî, Edeb/34 no: 6023)

“Sadaka, Rabb’in öfkesini söndürür ve kişiyi kötü ölümden uzaklaştırır.” (Tirmizî, Zekât/28 no: 664. Tirmizî bu hadisi hasen-garip kaydıyla rivâyet ediyor.)

 

9-Kur’an okuyarak;

Kur’an elbette hayat kitabıdır. İnsan ve toplum hayatını inşa etmek için indirilmiştir. Ancak unutmamak gerekir ki, Kur’an’ı anlamak ve hayata aktarmak için onun öncelikle okunması gerekir.

Şüphesiz Kur’ân’ı okumak, anlamları üzerinde tefekkür etmek, onu ezberlemek, namazda kıraat etmek (okumak), doğru anlamak ve anladığını pratikleştirmek, onun feyzinden ve nûrundan faydalanmaya çalışmak ibâdettir.

Kur’an okumak da zikirdir ve Allah’a yakın olmaktır. Zikrederek Allah’a yakın olan da günahlardan, nefsi kirleten pisliklerden uzak olmaya bir imkan bulmuş olur.

Kur’an hem hidâyet rehberi, okunduğu zaman mü’minlerin kalplerini ürperten, onların bilinçlenmelerini sağlayan bir ilâhi kelâmdır. (Zümer 39/23. Enfal 8/2)

“Allah, onunla (Kur’an’la) rızası peşinde olanları selâmet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.” (Maide 5/16)

Kur’an’ın karanlıklar dediği şeyler aynı zamanda nefisleri kirleten, yürekleri işgal eden şeylerdir. Mü’minler Kur’an ile bu kirlerden arınır, nûra kavuşurlar.

Kur’an müslümanlar için şifa ve rahmettir. Kalbi karartan, basireti kör eden, insana yolunu şaşırtan manevi hastalıkların ilacı Kur’an’dır. (İsrâ 17/82. Yûnus 10/58)

Peygamberimiz (sav) kendisi Kur’an okuduğu gibi, müslümanlara da Kur’an okumayı tavsiye tmiştir. Mesela; Ebu Ümame “Peygamber’i; “Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an kıyâmet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olacaktır” derken işittim...” (Müslim, Müsafirin 42/252 no: 1874. Ahmed b. Hanbel, 5/249, 251)

Peygamber buyurdu ki: “Kalbinde Kur’an’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.”(Tirmizî, Fazâilü’l–Kur’ân/18 no: 2913. Ayrıca bk. Dârimî, Fezâilü’l–Kur’ân/1; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 223)

Harap ev gibi dağınık, perişan ve kirli olan evin (kalbin) pîrupak edilmesi, temizlenmesi de Kur’an ile mümkündür.

“Kur’an okuyan mü’min portakal gibidir. Kokusu hoş ve tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min hurma gibidir. Kokusu yoktur ama tadı güzeldir...” (Buhârî, Et’ime/30 no: 5428, Fezâilü’l-Kur’ân/17 no: 5020, Tevhîd/36 no: 7560. Müslim, Müsâfirîn 38/243 no: 1860. Ebû Dâvud, Edeb/16 no: 4829. İbni Mâce, Mukaddime/16 no: 214)

Berâ b. Âzib (ra) diyor ki: Birisi iki uzun iple atını bağlamış, evinde Kehf Sûresini okuyordu. Okuyup dururken, üzerinde bir bulut peyda oldu, bulut yaklaştıkça yaklaştı. Nihâyet at ürktü, deprenmeye başladı! Üseyd: “Yâ Rab, âfetten emîn kıl!” diye duâ etmeye başladı. Sabah olduğunda Peygamber’e ve bu durumu anlattı. Peygamber (sav): “Bu tecellî sekînedir (huzurdur). Kur’ân (sebebiyle) indi” buyurdu.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân/11 no: 5011, Tefsir/Fetih 4 no: 4839. Buhârî bir benzerini “Ey kişi okumaya devam et... lafzıyla rivâyet ediyor. Menâkıb/25 no: 3614.)

İşte o kalbe inen bu ‘sekine’ hem onu, hem de nefisleri arındıran imkandır.    

 

10-Ramazan’ı ihya ederek;

Ramazan tezkiye (arınma) mevsimidir, fırsatıdır. Her şeyiyle tamamen hayır, bereket ve rahmet olan Ramazan ayı ve oruç ibadeti bütün sene için de en güzel bir örnek, nefis eğitimi ve nefis tezkiyesi zamanıdır.

Tecrübe ile sabit ki müslümanların çoğu gelince daha çok ibadet ediyorlar, dinlerini daha yoğun bir şekilde yaşıyorlar.

Oruç, namaz, teravih, dua, sadaka, infak, ikram, sabır, yardımlaşma, paylaşma, kardeşlik, zikir, tesbîh, tevbe ve istiğfar ve benzeri ibadetler bu ayda daha da artar. Mü’min bu ayda ölümü ve âhireti daha çok hatırlar, daha çok hazırlanmaya çalışır. Bütün bunlar da nefisi arıtan, onu günahların kirinden temizleyen, kalbi arı duru yapan sebeplerdir.

Peygamber (sav) “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.” (Buhârî, Savm/5 no: 1898, 1899, Bed’ü’I-Halk/11 no: 3277. Müslim, Sıyâm 1/1-2 no: 2495-2496. Nesâi, Sıyâm/5 no: 2107) buyurdu.

Bunu, “mü’minler nefislerini tezkiye edecek yaptacakları sâlih ameller ile cennetin kapılarını kendilerine açarlar, şeytana karşı o kadar dikkatli olurlar ki, adete onu zincirlemiş gibi olurlar” şeklinde anlayabiliriz. Ya da müslümanların yaptıkları hayırlı işler onlara cennetin kapılarını açar, şeytanları onlardan uzak tutar.

Orucun veya Ramazanın tezkiye ayı olduğu muhtelif hadislerden anlıyoruz.

Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Büyük günahlardan kaçınılması halinde, beş vakit namaz, iki cuma ve iki Ramazan, aralarında (işlenecek küçük) günahlara kefârettir.(Müslim, Tahâret/14no: 223. Tirmizi, Salat/160no: 214)

“Kişinin fitnesi ehlinde, malında, çocuğunda, nefsinde ve komşusundadır. Oruç, namaz, sadaka, emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker bu fitneye kefâret olur.”(Müslim, Fiten/17 no: 144. Tirmizî, Fiten/71 no: 2259)

Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.(Buhârî, Îmân 28 no: 38)

Buhâri bu hadisi Oruç kitabında Kadir Gecesi ilavesi ile rivâyet ediyor: “Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Kadir Gecesini ihyaederse geçmiş günahları affedilir. Kim de faziletine inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. (Savm/6 no: 1901)

Tirmizî ve Darimî aynı hadisi Ramazan’ın ve Kadir Gecesi’nin yerini değiştirerek rivâyet ediyorlar. (Bakınız: Tirmizî, Savm/1 683. Darimî, Savm/54 no: 1783)

Oruçtan bir amaç da kötü davranışlardan temizlenmek, güzel ahlâk kazanmaktır. Davranışları ıslah etmek, daha önceden işlenmiş hatalardan arınmaya çalışmaktır.

Peygamber (sav) buyurdu ki: “Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terketmezse,  Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm/8 no 1903, Edeb/51 no: 6057)

“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan kendisine kuru bir açlıktan başka bir şey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd) kılanlar vardır ki, namazlarından kendilerine kalan yalnız uykusuzluktur.” (İbn-i Mâce, Sıyâm/21 no: 1690)

Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün...”(Tirmizî, Daavat/110no: 3539)

Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “ben oruçluyum” desin (ve ona bulaşmasın).''(Buhârî, Savm/2 no: 1894, 9 no: 1904. Müslim, Sıyâm 29/164 no: 2703. Muvatta, Sıyâm/58. Ebu Dâvud, Savm/25 no: 2363. Tirmizî, Savm/55 no: 764)

Ramazan hakkında “onun başı rahmet, ortası mağfiret (bağışlanma), sonu cehennemden kurtuluştur” denilir. Bu şâhitlik Ramazan’ın arınma (tezkiye) ayı olduğunu bir kez daha gösterir.

Ramazan mağfiret va rahmet ayıdır. Tevbe ve istiğfar için, af talebi için, günahları terketmek için, sâlih amellere yönelmek için bir fırsattır. Bu ayı hakkıyla değerlendirenlere Allah lütuf, rahmet ve bereketini daha fazla ikram eder. Ya da bu ayın değerini bilenler, Allah’tan bunları daha fazla isterler.

Orucun bir rolü de keffâret olmasıdır.

Keffâret; işlenen günahları affettirebilecek, silinmesine vesile olabilecek, nefis tezkiyesi için bir imkandır.

Kur’an’a göre hata ile adam öldüren bir müslüman, bunun keffareti olarak bir mü’min köleyi azat etmesi gerekir. Buna imkan bulamazsa iki ay peşpeşe oruç tutmalıdır. (Nisâ 4/92)

Yemini bozan kimse buna karşılık bir köle azat etmeli, bunu bulamayan üç gün peşpeşe oruç tutmalıdır. Buna gücü yetmeyen de on fakiri sabahlı akşamlı doyurması gerekir. (Mâide 5/89)

Eşine ‘zihar’uygulayan (sen bana annem gibisin deyip ondan ayrılan) bir köle azat etmelidir. Buna imkan bulamayan iki ay peşpeşe oruç tutmalıdır. (Mücâdile 58/4)

Hacda yapılan bazı hatalar sebebiyle de oruç cezası gerekir. (Bekara 2/196. Mâide 5/95)

Bütün bunlar yapılan hataların keffâretidir. Yani o günahların affını sağlaması umulan cezalardır. Bir yönüyle işlenilen günahtan arınma (tezkiye) imkanıdır.

 

Hüseyin K. Ece

18.06.2016

Zaandam