HİCRET ÜZERİNE DİYALOĞ
Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir. (Hac, 22/40)
05/01/2009 - 23:03

1-Dünya durdukça, hayat devam ettikçe Allah’a sonsuz hamdolsun.

2-Salat ve selâm iki cihan Güneşi, Efendimiz Muhammed Mustafa’a aittir.

 

1-Rasûlüllah’ın (sav) ve sahabe halkasının mübarek muhacirler topluluğunun Büyük hicretlerinin 1430. yılı bütün mü’minlere mübarek olsun.

2-Rabbim bize Hicret’i anlamayı, Hicret’i yaşamayı, Hicret’in ruhunu çağımıza taşımayı nasip etsin.

 

1-Hicret ne demektir?

2-Hicretin sözlük anlamı; Terketmek, ayrılmak, ilgisini kesmek. Vasıl olma-varmak kelimesinin zıddıdır. Kişi veya kişilerin bulundukları yerden göç yoluyla ayrılmaları demektir. (Lisan’ül-Arap, 15/23)

 

1-Hicret’in dinî, yani istılah anlamı nedir?

2-Genelde halkı müslüman olmayan bir ülkeden (daru’l-harp’ten), İslam ülkesine (dâru’l-islâm’a) göç etmek, özel de ise Hz. Muhammed’in ve Mekke’de O’na tabi olan müslümanların Mekke’den Medine’ye göç etmeleridir. (Ki bunlara ‘muhacir’ adı verilir.)

İslâm kültüründe Hicret deyince akla bu gelir.

 

1-Kur’an’da sözlük manasıyla kullanılıyor mu?

2-Evet. Bu kelimenin aslı ‘hecr’ fiilidir. Hecr fiili ve bunun türevleri Kur’an’da otuzbir yerde kullanılıyor. Mesela; ‘Kur’an’ı terketmek’ (Furkan/30), ‘Bir kişiden veya gruptan ayrılmak’ (Nisa/34. Meryem/46, Müzemmil/5), Allah uğrunda bir yerden göç etmek (Bakara/218. Âli İmran/195. Nisa/89. Tevbe/20). Hicret eden ‘muhacir, muhâcirûn’ olarak (Nisa/100. Tevbe/100, 117. Nûr/22. Müntahıne/10)

 

1-Hadislerde de aynı anlamda mı kullanılıyor?

2-Hadislerde genel olarak Mekke’den Medine’ye göç kasdedilse bile, bazı hadislerde farklı anlamlarda kullanılmıştır. Mesela: “Muhacir Allah’ın yasakladığı kötülük ve günahları terkeden kimsedir.” (Buharî, İmsan/4. Ebu Davud, Cihad/4, Vitr/11) “Muhacir kötü şeyleri terkeden kimsedir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/114)

 

1-Bilinen manasıyla ‘Hicret’ yalnızca bir göç etme, başka bir yurda yerleşme olayı mıdır?

2-Elbette hayır. Hicret, Başlı başına bir olay, bir dönüm noktası, dünya tarihini derinden etkileyen önemli bir hadisedir.

 

1-Mekkeli müslümanlar atalarının batıl dinlerini terkettikleri için müşrikler tarafından işkenceye ve baskıya tabi tutuluyorlardı. Onlar da bu işkencelerden kurtulmak için hicret ettiler diyebilir miyiz?

2-Hayır diyemeyiz. Çünkü hicret olayı sadece işkenceden kurtulmak olarak izah edilemez. Böyle dersek Hicret’in önemini ve manasını küçültmüş oluruz. İşkence ve baskıdan kaçıp başka ülkelere göç eden kimselerin bu ‘hicret’i tarihin akışını değiştirecek boyutta olmaz.

 

1-O halde Mekkeli Müslümanlar niçin terkettiler yurtlarını?

2-Hicret’in sebebi sadece baskı ve işkenceden kurtulmak değildir. Eğer sahabelerin amacı bu olsaydı, onlar müşriklerin isteklerini dilleriyle söyler ve kurtulurlardı. Ya da sessiz bir şekilde Mekke’yi terkeder, daha güvenli bir yere sığınırlardı.

Ama asıl önemli olan, İslâmın bir sosyal düzen, siyasî bir otorite, müslümanların başlı başına bir toplum olarak ortaya çıkmasaydı.

 

1-Yani müslümanlar Mekke’de müşrikler onları serbest bıraksalardı veya deselerdi ki istediğiniz Rabbe iman edebilirsiniz, bizim putlarımızı yalanlayabilirsiniz, evinizin köşesinde istediğinz kadar dua edebilrisiniz, yine de Hicret olur muydu?

2-İslâmın maksadı sadece kuru bir Allah inancı ve bir kaç ibadet olsaydı, müşrikler bunlara razı olmasıyla iş bitecekti. İslâm sadece yüreklerde bir inanç olsaydı, sosyal boyutu, hayata müdahele eden ilkeleri ve hükümleri olmasaydı, müşrikler buna fazla ses çıkarmazlardı. Ancak problem daha büyüktü.

 

1-Nasıl bir problem? Müşrikler, kendilerine karışılmadığı müddetçe başkalarının dini inaçlarına müdahele etmeselerdi İslâm buna razı olmayacak mıydı?

2-İslâm hayatın bütün kurumlarını ele alıyor ve yeniden kuruyor, şirkin ölçülerinin hiç birini de kabul etmiyor. Hayatın her alanı dair ölçüler, hükümler ve değerler getiriyor. Hayatı Vahiy ölçüsüyle yeniden kuruyor ve yönlendiriyor. İnsan zihnini Vahye göre şekillendiriyor. Müşriklerin asla razı olmayacağı bir otoriteyi kabul ediyor. Hayatı ölüm ötesiyle birlikte ele alıyor ve insanları bir ve tek İlâha kulluk etmeye davet ediyor. İnsanın insan üzerindeki hakimiyetini reddediyor.

Üstelik o zaman Mekke’deki siyasi otorite müşriklerin elinde idi ve kendilerinin izin vermediği bir gelimeden rahatsız oldular. Onlar Kelime-i Tevhid ile müslümanların ne demek istediklerini, bu ifadenin kapsamını galiba iyi anlamışlardı. O yüzden İslâmın hiç bir şeyine razı değillerdi ve mü’minleri dinlerinden döndürmek için her şeyi yapıyorlardı. Onları kendi yurtlarını terke zorluyorlardı.

Kur’an buna işaret şöyle işaret ediyor:

“Onlar, başka değil, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.” (Hac, 22/40)

 

1-O halde müslümanlar Hicret ile daha iyi şartlara kavuştular...

2-Müşrikler kendi vatanları olan ve idareleri altında yaşayan mü’minlerin ayrı bir dine tabi olmalarını hazmedemediler. Onların kendi atalarının geleneğinden ayrılmalarını suç saydılar. Yeni dinin getirdiği ölçüleri kendi değer yargılarına ters saydılar. Müslümanları ayrı bir inanç olarak ortaya çıkmasını çıkarları açısından tehlikeli gördüler.

Müslümanlar ise hicret ederek, hem işkenceden kurtuldular, hem de İslâmın siyasi hakimiyet kurduğu bir topluma kavuştular. Ayrı bir toplumsal varlık olarak ortaya çıktılar. O şartlar içerisinde İslâmı daha iyi uygulamaya, İslâmın hedeflerini daha iyi gerçekleştirmeye başladılar.

 

1-Mekkeliler müslümanların gidişini nasıl karşıladılar?

2-Önceleri müslümanların Mekke’yi terketmelerine sevinmişlerdi.. Böylece sayıları azalıyordu, onlardan kurtuluyorlardı. Ancak çıkanların hepsinin Medine’ye gitmeleri ve orada Ensar tarafından korunma altına alınmaları onları şüpheye düşürdü. Bu şüpheden sonra Medine’ye gitmek isteyenlere engel olmaya kalkıştılar. Hatta Hz. Peygamber’i ortadan kaldırmak içim karar aldılar.

İşte bu noktadan itibaren Hicret’in manası ve hedefi ortaya çıkıyordu, bu mana ve hedef müşrikleri korkutmaya başlamıştı.  

 

1-Müşrikler Hicret’le beraber başlayan tehlikeyi farkettikten sonra engel olamadılar mı?

 

2-Engel olmaya kalktılar ama mü’minler Rasûlüllah’ın emriyle gizli bir şekilde Mekke’yi terkediyorlardı. Bu yola çıkış elbette kolay değildi. Her şey bırakılıyordu Mekke’de. Mallar, çoluk çocuk, akrabalar, sıla sevgisi, toprağa bağlılık, ayrıca Mekke sevgisi.

Ancak onlar bu işi niçin yaptıklarını biliyorlardı ve Allah’ın va’dine güveniyorlardı.

 

1-Peki Rasûlüllah niçin en son göç etti?

2-Bütün müslümanların hicretinden sonra Mekkeliler anladılar ki Muhammed’in (sav) bir planı var. Müslümanların gizli veya açık Medine’ye gitmelerinin arkasında bir niyet var. Müslümanlar sadece eziyetten kaçıp Mekkeyi terketmiyorlar; bilakis daha büyük eziyetleri, mahrumiyetleri, gurbeti göze alıp mevzi değiştiriyorlardı.

Peygamberin niyetini sezen müşrikler, zaten daha önceden de düşündükleri onu öldürme planını uygulamaya karar verdiler. Eğer O sağ salim Mekke’den çıkıp giderse, önceden hicret edenlerin başına geçerse iş şimdikinden daha tehlikeli olacaktı. Dolaysıyla bu tehlike şimdiden önlenmeliydi.

 

1-Hicret olayı uzlaşmayı terketmek, çileye talip olmak, zor olanı istemek gibi bir şey.

2-Evet öyle, eğer Allah’ın Rasûlü müşriklerle uzlaşsaydı, yani onların tekliflerinin bir kısmını kabul etseydi, biraz taviz verseydi, problem daha az olacaktı müşrikler için. O zaman da Tevhid davası başarılı olamazdı. Tevhid dini beşeri dinlerin, tağutların uydurduğu dinlerin hiç birisine taviz veremezdi. Velev ki hicreti gerektirecek kadar şartlar ağır olsa da. Sonunda elbette Allah’tan yana olanlar galip gelecekti.

 

1-Hicret bir anlamda ‘nebevî direniş’ midir?

2-Evet, tam da öyle. Hicret bir ‘nebevî direniş’, peygamberî bir duruştur. İlâhi davetin başarısı için bir farklı bir adım, yeniden geri gelmek için bir mevzi değiştirme, canlılığı yakalamak bir hareket, dirilmek için hayat kaynağı aramaktır. Tıpkı diğer Peygamberler gibi. Tıpkı Musa (as) gibi, tıpkı İbrahim (as) gibi.

 

1-Demek ki Hicret’le müslümanlar siyasi birliğe kavuştular, kendi siyasi otoriteleri, kendi orduları, kendi eğitim sistemleri oldu.

2-Doğru. Hicretle birlikte müslümanalar müstakil bir yapıya kavuştular. Her ne kadar Medine’de başka toplumlar da olsa, onlarla anlaşma yaparak, Mekke’ye karşı ayrı bir yaıplanmaya gittiler. Bu yapılanma giderek güçlü bir topluma, siyasi bir varlığa, giderek bir İslamî otoriteye (devlete) dönüştüi

Hicretle birlikte müslümanlar Mekkeli müşriklerin insafından kurtuldular, kendi başlarına karar alabilecekleri bir duruma kavuştular. Nitekim Mekkeliler onları mevcut müşrik geleneğin bir parçası sayıyorlardı. Onlar üzerinde diledikleri gibi hükmediyorlardı. Am hicretle bu durum değişti.

 

1-Yani müslümanlar bağımsız bir yapıya mı kavuştular.

2-Hatırlanırsa Kur’an Hudeybiye anlaşmasına ‘Fetih’ diyor. Bunun en önemli sebebi Mekkelilerin, daha önceden kaçak dediği ve yakaladıkları zaman ceza vermeye layık gördükleri bir toplumu, gün geldi bir taraf olarak gördüler. Masaya oturdular, onlaraı bir taraf görerek anlaşma imzaladılar.

Bu, müslümanlar açısından diplomatik bir zaferdi, bir fetihti. Varlıklarının tanınması, bir taraf ve otorite olarak kabul edilmeleri... İşte bu yolu Hicret açmıştı. Mekke’de kalınsaydı müşrik toplumun zayıf bir parçası olarak kalmak ve onların insafına razı olmak tehlikesi vardı.

 

1-Yani müslümanların statüsü Hciretle birlikte değişti.

2-Müslümanlar Hicretten önce üzerlerinde hesap yapılan bir grup iken, Hicretten sonra hesdaba katılan bir toplumsal varlık oldular. Varlıkları fransızca deyimle ‘le jura’ olmaktan, ‘le facto’ durumuna yükseldi. Bağımsız bir toplumsal varlık, muhatap alınan bir gerçeklik, varlığı tanınan bir taraf konumuna kavuştular.

 

1-Hicretten sonra durum nasıl değişti?

2-İslam Medine’de toplum oldu, arkasından da siyasi bir güç oldu. Müslümanların İslamı daha iyi şartlarda yaşama imkanı imkanı buldular. İslâmî toplum, İslâmî yönetim modeli, islamî ahlak örenekleri ortaya kondu. İslâm Medine’den medeniyete ulaştı. Oradan  gönüllere, coğrafyalara, iklimlere ulaştı.

Bu yol Hicretle açıldı.

 

1-Rabbimiz hicret edenler hakkında ne buyuruyor?

2-Şöyle buyuruyor:

“Ve Rableri onların dualarını şöyle cevaplar: “İster erkek, ister kadın olsun, [Benim yolumda] çaba gösterenlerden hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım: [çünkü] hepiniz birbirinizin soyundan gelirsiniz. Zulüm ve kötülük diyarından kaçanlara, yurtlarından sürülenlere, Benim yolumda eziyet çekenlere ve [bu yolda] savaşıp öldürülenlere gelince; onların kötülüklerini mutlaka sileceğim ve onları, Allah'tan bir mükafat olarak, içinden ırmaklar akan hasbahçelere sokacağım: Zira mükafatların en güzeli, Allah katında olanıdır.” (3 Âli İmran/195)

“(İslam dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.” (Tevbe/100)

 

1-Şimdi bizim Hicret karşısında durumumuz nedir?

2-Öncelikle Hicreti iyi anlamak gerekir. Bunun için Peygamberin Siyerini bol bol okumalıyız. Hicreti hazırlayan şartları, Hicretin nasıl gerçekleştiğini, Rasûlüllah’ın onu nasıl planladığını, nasıl başardığını; tılsımlardan, olağanüstülüklerden uzak bir şekilde idrak etmeliyiz.

 

1-Biz ne yapmalıyız? Bizim de hicret etmek mecburiyetimiz var mı? Nereye hicret edilebilir?

2-Gerekirse hicret edilir. Ancak bugün mü’minlerin yaşadığı yerlerin çoğu fiilen, siyasî veya kültürel işgal altındadır. Önce bu işgal kırılmaya çalışılmalı, başarılı olunmaz ve mevzi değiştirme gibi bir ihtiyaç olursa hicret kaçınılmaz olabilir. Müslümanların arasında Hicretin ruhu yaşatılsaydı zaten bu işgallerin hiç bir olmazdı. O ruha muhtacız. Şimdi kendi nefsimize ve mü’minlere hep bunu hatırlatmamız gerekir.

 

1-Yahut Hicret ruhunu nasıl yaşatabiliriz?

2-Bence en önemli sorun içimizdeki işgallerdir. Dünyevî zevklerin, dünyevî hedeflerin, şeytanın, aşırı isteklerin işgalleri... Vahye uymayan anlayışların ve değerlerin işgalleri... Allah sevgisi yerine, diğer sevgilerin işgalleri... Allah rızası yerine başka zevkelerin işgalleri... Allah’tan başka mercilerin korkuların işgalleri... Allah’tan başka kaynaklardan medet, umut, meymenet beklemelerin işgalleri...

Yürekler bu gibi işaglleri altında olduğu sürece yukarıdaki maddi işgaller kaçınılmaz olur.

Öncelikle yürekleri bu işgallerden kurtarmak gerek. İslâm dışı anlayış ve fikirleri temizlemeli. Kötülüklerden iyiliklere, hatalardan doğrulara, günahlaradan Allah’a itaate hicret edilmeli.

 

1-Buna ne ad verebiliriz?

2-Bu bir ‘iç hicret’tir. Öncelikle bu iç hicreti yapmak zorundayız. İç hicretini hakkıyla yapan mü’minlerin meydana getirdiği cemaat, Allah’ın cemaat olarak bizden istediğini yerine getirir.

“Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer ve bolluk (imkan) bulur. Kim Allah ve Resulü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah'a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa/100)

 

1-Ya muhacirlere yardım edenlere Allah’ın va’di nedir?

2-Şudur:

“Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!” (Haşr/9-10)

 

1-Öyleyse kim hangi amaç için yola çıkarsa, kim hangi hedef uğruna çalışırsa, kim neye kavuşmak isterse; eline geçecek olan da odur.

2-Evet, buna şu hadiste cevap bulabiliriz:

Hz. Ömer (ra) anlatıyor: "Resûlullah (sav) buyurdu ki:
"Ameller niyetlere goredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah'a ve Resûlune ise, onun hicreti Allah ve Resûlunedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir."  (Buhari, Bed'u'l-Vahy 1, Itk 6, Menakibu'l-Ensar 45, Nikah 5. Müslim, İmaret 155, (1907). Ebu Davud, Talak 11, (2201). Tirmizi, Fedailu'l-Cihad 16, (1647). Nesai, Taharet 60, (1, 59, 60).)

 

-Allah’ın selâmı muhacirlerin, ensarın, şehidlerin, mücahidlerin, gerçek muhacirlerin ve bütün mü’minlerin üzerine olsun. 

4.1.2009 Zaandam/Hollanda