Ana Sayfa   |   Görüntülü Dersler  |  Sesli Dersler   |  Kur'an Araştırmaları   |  İlmi YAZILAR   |  Aile Eğitim Yazıları   |  Çocuk Eğitimi Yazıları   |  Yazarlar  |  İletişim

Kur`an-i Kerim ve Mealleri

Namaz Sureleri Tefsiri

Cuma (Tefsir) Dersleri

Hadis Dersleri

Cami Dersleri

Hz. Peygamberin Hayatı (s.a.v)

İnsanı Tanımak (Radyo)

Tv Programları

Seminer ve Konferans

Kısa Dersler

Özel Konular

Fıkhi Konular

Aile Eğitim Seminerleri

Foto Galeri

Üyelik Girişi

Kull. Adı

:

Şifre

:
   

Ücretsiz Üyelik
Şifremi Unuttum

Güncel Videolar

Eğitimcilere ÖZEL
Gazze Duası
Gençlerle İletişim (Günışığı- Reşitpaşa​) Abdülhamit Kahraman
Uyumlu Evlilik Yöntemi (Bulgurlu)

Namaz Vakitleri

Sayaç

Sayac
Tekil (Bugün) 1558
Toplam 18891236
En Fazla 25928
Ortalama 2850
Üye Sayısı 411923
Bugün Üye Olan 286
Online Ziyaretci
 

 
ZİHİNSEL VESAYETİ AŞMAK
04/06/2012 - 11:52
 
Müslümanlar olarak ne geçmişi bugün’de yaşatabiliyoruz, ne de bugünü ihya ya da inşa edebiliyoruz.

Bitip tükenmeyen bir ara dönemde, iki yüzyıldan beri süren bir fetret döneminde yaşı­yoruz. İslam toplumları/halkları, “uygarlaştırma misyonu” nun nesnesi olarak konumlandırıldıkları, aşağılandıkları, sömürgeleştirildikleri dönemler boyunca, bağımsız/onurlu bir varoluş tarzına sahip olamadılar. Modern-emperyalist uygarlık, Müslümanların farklı kalabilme haklarını bütünüyle yok saydı. Egemenlik ve tahakküm gücüne sahip olanlar, dünyayı, halkları, diledikleri doğrultuda tanımlayacak, tasarlayacak, şekillendi­recek “bilgi”nin de kendi tekellerinde olduğunu iddia ettiler.

Sömürge dönemlerinde, sömürgeciliğe karşı direnen Müs­lümanları “vahşiler” olarak tanımlayan Batılı ırkçı dil, günümüz direnişçilerini de “terörist” olarak etiketliyor. Sözünü ettiğimiz ırkçı dil/söylem, Müslüman halkları yetişkin olmayan, yöne­tilmeye ihtiyaç duyan, ellerinden tutulması gereken, yol yordam öğretilmesi gereken, vesayet altına alınması gereken çocuklar gibi gören bir zihniyet oluşturdu. Müslümanlar karşı karşıya bulundukları çöküşün nedenlerini bulmaya çalışmak yerine, kendi imkânlarını, kendi dinamiklerini hayata geçirmeye çalışmak ye­rine, yükselişe geçen Batı’yı taklit etmeye başladıkları günden bu yana, içerisine girdikleri olumsuz psikoloji sebebiyle Batı­nın vesayetinden özgürleşmeyi başaramıyor. Sömürgeci sınıflan­dırmalar bugün de farklı bir dille, farklı bağlamlarda sürdürü­lüyor. Sömürgeciler, Asyalıları, Afrikalıları daha az akla sa­hip halklar olarak aşağılıyor.

 Modernleşme ve Oryantalizm, keskin ayrımlar yaparak zihinlerimizi yöneten ideolojik kavramlar oluşturdu. Gerçeklik ile ideolojiler arasında var olan boşlukları doldurmayı başara­madık. İslam toplumları Batı’nın yol göstericiliğini, üstünlü­ğünü kabul ettikleri günden bu yana sürekli ve yoğun bir istik­rarsızlık içerisindedir. Sürekli bir gerilim içerisindedir, zi­hinsel bir mahkûmiyet içerisindedir. Umutları katledilen, kendi topraklarında sürgün/mahkûm olarak yaşayan, köleliğe, sessiz­liğe mahkûm edilen kardeşlerimizin hukukunu savunamıyoruz, on­ları ancak duygusal anlamda paylaşabiliyoruz. Olayları çoğu kez, bir turist yaklaşımı içerisinde seyrediyoruz. Çarpıtılmış manipülasyonlara inanabiliyoruz. Körleştirici hurafeleri savunabiliyoruz. Tevhidi dikkati, inceliği, ufuk ve hassasiyeti kay­bettiğimiz için, modern tarih boyunca hayatın yanlışladığı para­digmalar/referansları reddetme cesareti gösteremiyoruz. Tarihte bir benzeri görülmeyen sadist/sapık bir ırkçılığı, Siyonist ırk­çılığı, ırkçı kolonyalizmi modern Batı dünyası sonuna kadar sa­hiplenebiliyor, savunabiliyor.

Emperyalist/Siyonist ırkçılık, ılımlı/hoşgörülü/teslimiyetçi/statükocu Müslümanların meşruiyetlerini pekiştirmeci İslamcıların, radikallerin, devrimcilerin ve direnişçilerin meşruiyetlerini yok etmek için, İsrail yanlısı, düşünce kuruluş­ları, vakıflar, sivil toplum kuruluşları aracılığıyla çok kirli ve çok güçlü kampanyalar yürütüyor. Bu kuruluşların sözcüleri, İslam’a karşı değil, İslamcılığa karşı olduklarını açıklıyor. Aziz Müslümanların bugün karşı karşıya bulundukları çok ağır, kolonyalist/ırkçı/sömürgeci koşullar karşısında, hiç bir zaman ahlaki bir cesarete sahip olmayanlar “hoşgörü” ve “diyalog” gibi muğlâk bir söyleme sığınanlar korkunç sükût cinayetleri işlemeye devam edebiliyor. Ahlaki sorumluluklar alarak, mazlumları /mağdurları/madunları savunmak yerine; müstekbirlerle/muktedirlerle sistematik işbirliği yapanlar İslami/tevhidi bilincin hafızanın hiç bir zaman unutmayacağı büyük kötülükler işliyor. Konformistler, sağcılar, muhafazakârlar, taşralılar risk almak­tan korktukları için, hiç bir zaman özgür olamazlar, özgür ter­cihler yapamazlar.

Modern zamanlar boyunca mistisizm dini olumsuz yönde dönüştürürken, materyalizm de bilimi olumsuz yönde dönüştürdü. İdeolojiler insanın iç dünyasına, ruhuna, vicdanına hitap etmeyi başaramadıkları için, insanı değiştiremediler, insanı yalnızca nesneleştirdiler. Hayatın laikleştirilmesiyle birlikte İslam’i hayatımız paramparça oldu. Modernleşme /sekülerleşme söylemleriyle ortaya konulan iddialar, küreselleşme ile birlikte yeniden hayata geçiriliyor. Seküler kapitalist kültür kadını tapınılan bir nesneye dönüştürürken, İslam toplumlarında kadın “din” aracılığıyla baskılanıyor, kısıtlanıyor, gözetim altında tutuluyor, İslam’i cemaatler gizemli anlatım yöntemleriyle statükoları meş­rulaştırmaya devam ediyor. Neoliberal hayat tarzı bilincimizi ve ruhumuzu çürütüyor. İnternet sohbetleri genç kuşaklar için potansiyel uyuşturucu haline geliyor. Yüz yüze ilişkinin yerini, ekrandan ekrana ilişki alıyor. Derinlikli, içtenlikli, sıcak, dostluk ilişkilerinin yerin; yüzeysel, yapay ilişkiler alıyor. Sayılar için nitelikler feda edilebiliyor. Elektronik iletişim özel ve genel zaman mekân sınırlarını ortadan kaldırıyor. Reklam ve propoganda insanların iradelerini zaafa uğratıyor. Piyasa düzeni, insanları imkânlarının ve sınırlarının çok üzerinde borçlanmalara sevkediyor. Hayatın her alanı barbarca ticarileştiriliyor, dini alan bile maalesef ticarileştiriliyor. Tüketim kültürü ve moda, çocuklardan başlayarak genç kuşakları acımasız bir biçimde sömürgeleştiriyor. Modern seküler bireyler kimlik ve kişiliklerini tüketim nesneleri yoluyla kazanıyor. Değişen moda’lar doğrultusunda imajlar da değiştirilebiliyor. Cemaat liderleriyle ilgili olarak da, hocaefendilerle ilgili olarak da çok abartılı, ölçüsüz, imaj ve halkla ilişkiler kampanyaları yürütülüyor. Cemaat lideri kendi kitabının reklamında reklâm yıldızı olarak rol alabiliyor. Cemaat liderlerinin kitapları için çok ama çok masraflı reklam/pazarlama faaliyetleri yürütü­lüyor. Cemaatler artık İslam’i yöntemlerle değil, piyasa yöntem­leri doğrultusunda “hizmet” üretiyor.

Müslümanlar bir yanda ideolojik baskı ve kuşatma altın­da tutulurken, bir diğer yanda da duygusal bir kuşatma altında tutuluyor. Menkıbelerle, rüyalarla, etkileyici öykülerle, Müs­lüman zihinlere hükmediliyor, Müslümanların duyguları cemaat çıkarı doğrultusunda sonuna kadar sömürülüyor. İslam’i çevreler­de, sezgiler, simgeler, hamaset ve keramet öyküleri, analitik düşüncenin üzerinde tutuluyor. Fayda alanının dışında bir hiz­met yapılmıyor. Cemaat liderleri kendi kendilerini bilinçli bir kurguyla efsaneleştirebiliyor, retorik ve popülerlik rollerini en iyi şekilde oynayabiliyor. Cemaatler, bütünüyle uydurma, doğrulanması mümkün olmayan halk efsaneleriyle sayılarını ve paralarını çoğaltıyor, ancak; hayata hiç bir şekilde, ilkeli, tutarlı, doğru tercihlerle, eleştirel tercihlerle, bağımsız ter­cihlerle katılamıyor. Toplumlarımız entelektüel analiz yetene­ğine sahip olmadıkları için, efsanevileştirilen kişilikler mutlaklaştırılabiliyor. Müslümanlar olarak, zihinsel yenilenme­yi, bağımsızlığı, bilinci tarihe kazandıramadığımız takdirde, konformizme mahkûm olacağız.

İslam’i bir tercih, bütün statükoların aşılması temelin­de anlam kazanır. Ümmet'in yeniden inşa’sı için, tevhidi dünya görüşünün Müslümanların bilincinde hayat bulması gerekir.


Bu Makale 4630 defa okunmuştur

 

Yazdır

YAZARIN DİĞER YAZILARI

©

23/10/2014 - 15:29 ÇIKAR MÜLAHAZALARI

©

09/06/2014 - 11:06 EYLEMDE BULUNARAK VAR OLMAK

©

05/05/2014 - 12:34 İSLAM’IN EVRENSEL VİZYONU ÜZERİNDE ÇALIŞMAK

©

09/04/2014 - 12:20 YABANCI ZAMANLAR

©

01/02/2014 - 13:55 HEPİMİZE YAZIKLAR OLSUN

©

04/12/2013 - 14:15 TRAVMATİK BİR TARİH

©

04/10/2013 - 14:23 RADİKAL SEÇENEKLER

©

12/08/2013 - 16:22 NEOLİBERAL DİKTATÖRLÜK

©

16/07/2013 - 12:54 MAĞARALARA KAPANMAK

©

19/06/2013 - 16:31 KANIKSANMIŞ BAĞIMLILIKLAR

©

20/05/2013 - 14:38 EZELÎ VE EBEDÎ BİR UFUKTAN BAKMAK

©

19/03/2013 - 14:43 ZİHİNSEL BİR KADAVRA GİBİ YAŞAYAMAYIZ

©

19/02/2013 - 11:31 ZİHİNLERİMİZE VURULMUŞ SÖMÜRGECİ PRANGALARI PARAMPARÇA ETMEDİKÇE HİÇ BİR ŞEY İYİ OLMAYACAK

©

28/01/2013 - 14:14 TARİHSEL TANIKLIKLAR YAPMAK, TARİHSEL SORUMLULUKLAR ALMAK

©

21/11/2012 - 15:15 GÜVENİLEBİLİR UMUTLAR İÇİN, GÜVENİLEBİLİR BİR BİLİNÇ GEREKİR

©

25/09/2012 - 12:01 İSLAMİ ZİHİN KONTROL ALTINDA BULUNUYOR

©

27/08/2012 - 13:08 YENİDEN İNŞA MÜCADELESİ İÇİN

©

23/07/2012 - 11:51 BİR BAŞKALDIRI DİLİ OLUŞTURMAK

©

28/06/2012 - 12:43 BÎR YIKIM ÇAĞINDA VAROLMAK

©

04/06/2012 - 11:52 ZİHİNSEL VESAYETİ AŞMAK

©

25/04/2012 - 15:15 MODERN - SEKÜLER SINIRLARI AŞMAK

©

26/03/2012 - 11:58 YAPISAL ENGELLERİ AŞMAK

©

02/01/2012 - 12:27 ROMANTÎK-NOSTALJİK UYKULARDAN UYANMAK

©

28/11/2011 - 13:21 GEÇMİŞİN YASINI TUTMAK, YA DA GEÇMİŞE TAPINMAK

©

03/10/2011 - 12:20 TARİHE TANIKLIK VE ÂLİMLER

©

05/09/2011 - 14:39 NAİF UMUTLAR VE OPORTÜNİST HOŞGÖRÜ ANLAYIŞI

©

03/08/2011 - 11:27 Tehlikeli Savrulmalar

©

04/07/2011 - 13:12 ZORBALIKLAR ÇAĞI

©

03/06/2011 - 12:19 Yüzeyin Altındakileri Görmek Gerek

©

09/05/2011 - 12:10 Bir Karasaban Çağında

©

07/03/2011 - 13:33 Anlamların Gücü

©

14/02/2011 - 12:16 ENGİNLERE AÇILMAK

©

06/01/2011 - 16:06 Küstah ihtiraslar

©

02/12/2010 - 11:14 Ahlaki Bir Öfke

©

14/10/2010 - 19:08 AHLAKİ ALANI TERKETMEMELİYİZ

©

22/06/2010 - 12:28 Nostaljiye Sığınmak

©

18/05/2010 - 12:18 Entelektüel Bağımsızlık İçin

©

16/04/2010 - 11:51 Umudun Kalbi

©

22/03/2010 - 16:47 Yeni Bir Bilincin Yolunu İzlemek

©

18/02/2010 - 12:22 Bağımlı Varoluşlar

©

21/01/2010 - 10:59 Teslimiyetçi Suç Ortaklıkları

©

23/11/2009 - 15:50 Bilincin Çağrısı

©

23/10/2009 - 10:11 Tarihin Sınavından Geçmek

©

24/09/2009 - 11:27 Yıkıcı Gerilimler

©

24/07/2009 - 11:30 İnsanlığın Evrensel Ufku: Müslümanlık

©

25/06/2009 - 10:29 Popülizme Sığınmak

©

01/06/2009 - 15:35 İdeolojik Irkçılıklar Ve Duygusuzluklar

©

28/04/2009 - 16:28 Modernliğin Sapkınlıkları

©

07/04/2009 - 14:34 Va Hayfa, Va Esefa

©

09/03/2009 - 15:18 Duygusal Tepkiler ve Siyasal Sessizlik

©

10/11/2008 - 22:49 Vazgeçmemeyi Öğrenmeliyiz

©

05/09/2008 - 13:33 Anlam ve Amaç Belirsizlikleri
 
 

Site İçi Arama

23 Zilhicce 1447 |  09.06.2026

Bir Ayet

Bismillahirramanirrahim

(Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın."

( Araf Sûresi - 151)

Bir Hadis

Ebu Hureyre (ra)’tan rivayetle
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu:
“Kişinin cemaatle kıldığı namaz evinde ya da çarşıda, pazarda (tek başına) kılacağı namaza yirmi beş derece katlandırılır. Şöyle ki; güzelce abdest aldıktan sonra -ancak namaz için çıkmak niyetiyle- mescide gitmek üzere çıkarsa, attığı her bir adım dolayısıyla mutlaka onun bir derecesi yükseltilir. O adım sebebiyle de bir günahı silinir. Namaz kıldığı takdirde, o da namaz kıldığı yerde kaldığı sürece melekler ona: Allahümme salli aleyhi, Allahümmerhamhu (Allahım ona rahmet buyur, Allahım ona rahmet ihsan et) diye dua ederler. Sizden herhangi bir kimse namazı beklediği sürece namazda devam ediyor demektir.”

Buhârî, II, 131; Müslim, I, 459

Buhârî, II, 131; Müslim, I, 459

Bir Dua

“Allah’ım! Beni bağışla, bana hidayet nasip eyle, bana
rızık ver, beni afiyette daim eyle ve bana merhamet et.”


(Müslim, Zikir ve Duâ, 35)

Hikmetli Söz

Düşünmeden Öğrenmek Faydasız,

Öğrenmeden düşünmek Tehlikedir...



Canlı yayın

İslam Ansiklopedisi

  Tasarım : Networkbil.NET

@2008 kuraniterbiye.Com