Ana Sayfa   |   Görüntülü Dersler  |  Sesli Dersler   |  Kur'an Araştırmaları   |  İlmi YAZILAR   |  Aile Eğitim Yazıları   |  Çocuk Eğitimi Yazıları   |  Yazarlar  |  İletişim

Kur`an-i Kerim ve Mealleri

Namaz Sureleri Tefsiri

Cuma (Tefsir) Dersleri

Hadis Dersleri

Cami Dersleri

Hz. Peygamberin Hayatı (s.a.v)

İnsanı Tanımak (Radyo)

Tv Programları

Seminer ve Konferans

Kısa Dersler

Özel Konular

Fıkhi Konular

Aile Eğitim Seminerleri

Foto Galeri

Üyelik Girişi

Kull. Adı

:

Şifre

:
   

Ücretsiz Üyelik
Şifremi Unuttum

Güncel Videolar

Eğitimcilere ÖZEL
Gazze Duası
Gençlerle İletişim (Günışığı- Reşitpaşa​)
Uyumlu Evlilik Yöntemi (Bulgurlu)
İmanın Anlamı ve Aşamaları (İkitelli / M.Akif)

Namaz Vakitleri

Sayaç

Sayac
Tekil (Bugün) 3273
Toplam 11634026
En Fazla 16179
Ortalama 2372
Üye Sayısı 1157
Bugün Üye Olan 0
Online Ziyaretci
 
 

Hicret ve Temel Haklar

Hicrette Müslümanların göstermiş olduğu fedakarlık kelimelerle ifade edilemez.
06/12/2010

Temmuz, dünya ve İslam tarihi için önemli bir dönüm noktası olan hicretin meydana geldiği aydır. Hicret, sadece Hz. Peygamber'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi değil, ayni zamanda, İslâmiyet'in cihana açılması, son ve hak dinin ilâhî vahiyle müesseseleşmesi, Müslümanların devletleşmesi, sevgi, kardeşlik duygularının, insan hak ve hürriyetlerinin tohumunun atılmasıdır. Bu önemine binaen, Hz. Peygamber'in hicret ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi "Hicrî Takvim" için başlangıç kabul edilmiştir.
Sözlük anlamı itibariyle, herhangi bir şeyden bedenen, lisanen veya kalben uzaklaşmak anlamına gelen hicret, dinî bir terim olarak Müslüman olmayan bir ülkeden, rahatça inanıp, inancını yaşayabileceği bir yere göçmek demektir. Kur'an-i Kerim'de, hicretin bu anlamına işaretle; "Ey inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk edin!" buyrulmaktadır (Ankebut, 29/56).
Bu anlamda hicret, Hz. Peygamber'e kadar, tarihin muhtelif devirlerinde meydana gelmiştir. Kur'an-i Kerim'de, pek çok peygamberin ve onlara bağlılıklarını samimiyetle gösteren inananların, dinleri ve inançları sebebiyle hicrete mecbur edildikleri açıkça ifade edilmektedir. Hz. İbrahim (Ankebut, 29/26), Hz. Lut (Hûd, 11/80-81; Hicr, 15/65), Hz. Suayb (Araf, 7/88), Hz. Musa, kavmi ile birlikte (Yunus, 10/90; Tâ-hâ, 20/77-78) hicret etmişlerdir.
Zikri geçen peygamberler gibi, Hz. Peygamber ve ashabi da, hicret etmek zorunda kalmış; inançları uğruna doğup büyüdükleri memleketlerinden ayrılmış, mallarını ve hatta sevdiklerini terk etmişlerdir. Hz. Peygamber hicret yolunda Mekke'den çıkınca geri dönerek, doğup büyüdüğü mukaddes şehre hitaben; "Vallahi, sen, Allâh'in yarattığı yerlerin en hayırlısı ve Allâh katinda en sevgilisisin. Senden çıkarılmamış olaydım, çıkmazdım. Bana, senden daha güzel, daha sevgili yurt yoktur. Kavmim beni, senden çıkarmamış olsaydı, çıkmaz, senden başka bir yerde yurt ve yuva tutmazdım!" demiştir.(1)
Hicrette Müslümanların göstermiş olduğu fedakarlık kelimelerle ifade edilemez. Meselâ, ashaptan Ebû Seleme, bir baskı olmaksızın inanmak ve inancını yaşamak maksadıyla Medine'ye hicret etmek istemiş, ancak müşrik akrabalarının eşini ve çocuklarını elinden almaları üzerine, yapayalnız, mahzun bir şekilde Medine yolunu tutmuştur.(2) Fedakarlık yapan ashaba diğer bir örnek ise, Suheyb'dir. Suheyb b. Sinan er-Rûmî, Talha b. Ubeydullah ile birlikte hicret yolculuguna çıkmıştı. Suheyb'in Mekke'de pek çok mali ve alacağı vardi. Müsrikler bu mallari alip gitmesine müsaade etmeyeceklerini söylediler. Suheyb, onlara "Mallarimi size verirsem, beni serbest bırakr mısınız?" diye sordu. Müsrikler "evet" seklinde karsilik verince, Suheyb; "Ben de mallarımı size verdim." dedi. Böylece Medine'ye hicret etme imkanını elde etmiş oldu. Hz. Peygamber, Suheyb'in bu davranısını işitince, "Suheyb kazandi, Suheyb kazandi" buyurmuşlardır.(3)
Müslümanların, doğup büyüdükleri, acı tatlı anılarla dolu yurtlarından ayrılmalarının, mallarını ve sevdiklerini terk etmelerinin temelinde, din ve vicdan hürriyetinden mahrum olmaları ve buna bağlı olarak canları ve vücut bütünlüklerinin tehlikede olması yatmaktadır. Şöyle ki, Hz. Peygamber, Şirkin egemen olduğu, güçlünün gücü nedeniyle haklı, güçsüzün zayıflığı sebebiyle haksız kabul edildiği, kan davalari ve kabileler arası çatışmalarla insan hayatının heder edildiği, servetin zenginler arasında döndüğü, ahiret ve hesap inancı olmadığından sorumsuzca yaşanan bir ortamda çıkarak, bu ve burada sayılamayan diğer olumsuzlukları ıslah etmek misyonunu üstlenmiştir. Mekke'nin ileri gelenleri tarafından, Hz. Peygamber'in bu görevi ifasi, kendi lehlerine işleyen kurulu düzeni hedef alan ciddi bir tehdit olarak algılanmış ve bu yüzden Rasul-i Ekrem ve beraberindeki Müslüman topluluğa karşı kati ve sert bir tavır sergilenmiştir. İnananlara yönelen işkence ve baskılar öyle bir hal almıştır ki, bazı Müslümanlar ancak Müslüman olmadıklarını söylemek suretiyle canlarını kurtarabilmişlerdir.
İlk Müslümanlardan Ammâr ile anne ve babası, sırf imanlarından dolayı günlerce çesitli işkencelere mazur kalmış, Ammâr'in babasi Yâsir ve annesi Sümeyye, yapılan işkencelere dayanamayıp şehit olmuştu. Ammâr ise günlerce bu işkencelere dayanmış ve fakat ebeveyninin ölmelerinden sonra iskencelere daha fazla dayanamayıp, tekrar şirke döndüğünü söyleyerek canını kurtarabilmişti.(4) Bu hadise üzerine Nahl suresinin 106. ayeti inmistir:
"Gönlü imanla dolu olduğu halde (inkara) zorlanan dışında, iman ettikten sonra Allah'ı inkar edip, kalbini kafirliğe açanlara, Allâh katından bir gazap vardır; onlar için büyük bir azap vardır."
Mü'minlere yönelik süren bu işkence ve baskıların yanında, müşriklerin İslâm'i tamamen silmek amacıyla Hz. Peygamber hakkında, onu öldürmeyi hedefleyen planlar kurmaya başlamaları, daha önce yalnızca Müslümanlardan isteyenler için uygulamaya konan hicret olgusunu, hem Müslümanlar, hem de Allah'ın Elçisi için bir kurtuluş vesilesi haline getirmiştir. İnananların hemen hepsi hicret ettikten sonra, Yüce Allâh tarafından Hz. Peygamber'e izin verilmesi üzerine (Ankebut, 56), Rasulüllah yatağına Hz. Ali'yi yatırarak Medine'ye hicret etmiştir.
Hicretin arka planında, Müslümanları baskılardan kurtarma, özgür bir ortama kavuşma, İslâm'in temel değerlerini hakim değerler haline getirme, dağılmış olan Müslüman potansiyelini yeniden birleştirme gibi gayelerin yattığını söylenebilir. Başka bir ifadeyle, hicretin özünde, temel hak ve hürriyetlerin elde edilmesi bulunmaktadır. Bu itibarla, insan hakları ve özgürlükler yönünden, bir dönüm noktası ve büyük bir hamle olarak nitelendirebileceğimiz hicret, insanlık tarihi için çok önemlidir.
Günümüzde insan hakları denilince, öncelikle kişilerin yaşama hakki, daha sonra da bununla yakından ilişkisi bulunan, çalışma, seyahat, din ve vicdan hürriyeti, özel hayatin gizliliği gibi temel hak ve hürriyetler akla gelmektedir. Çağdaş literatürde temel hak ve hürriyetler; a) şahsı hak ve hürriyetler, b) manevî hürriyetler, c) sosyal ve iktisadî hak ve hürriyetler ile d) siyâsî hak ve hürriyetler olmak üzere dört ana başlık altında incelenmektedir. Bunlardan hicretin en önemli amili ve hicretten sonra da Medine Site Devletinde güvence altına alınan şahsi hak ve hürriyetler ile manevî hürriyetler üzerinde duracağız.
Sahsi Hak ve Hürriyetler
Genel olarak şahsi hak ve hürriyetler, kişinin dokunulmazlığı, seyahat ve yerleşme hürriyeti ile özel hayatın gizliliğinden oluşmaktadır. Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
İslâm'da insan hayatına büyük önem verilmiştir; haksız yere adam öldürmek bütün insanları öldürmek, bir canı kurtarmak da bütün insanları diriltmek gibi kabul edilmiştir (Maide, 5/32). Bu nedenle adam öldürmek, büyük günahlar arasında sayılmış ve karşılığı da idam (kısas) olarak belirlenmiştir (Bakara, 178; İsrâ, 33).
Hz. Peygamber de, Vedâ Hutbesinde; "İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur." demek suretiyle can, mal ve kişilik haklarının güvence altına alındığını bütün insanlığa ilan etmiştir. (5)
Şahsî hak ve hürriyetler çerçevesinde ele alınan kişi dokunulmazlığı, insanin hem maddî, hem de manevî hayati bakımından söz konusudur. Bunun tabiî bir sonucu olarak da, insanlara zulmedilmez; hakim kararı bulunmadan hürriyeti kısıtlanamaz.
Dinimizde, her türlü zulüm haram kılınmış, kişinin hayatına, beden ve namusuna tecavüz edenler, zarar verenler için ahiret cezasının yanında dünyada da ceza öngörülmüştür. Kur'an-i Kerim'de, "Sakin Allâh'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir." (İbrahim, 42); Zülkarneyn kıssası anlatılırken de, "O söyle dedi, 'Haksızlık edeni cezalandıracağız; sonra o, Rabbine gönderilecek; sonra Allah da ona korkunç bir azap uygulayacak.'" (Kehf, 87) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber ise, "İnsanlara dünyada haksiz yere eziyet edenlere Allâh ahirette azap edecektir."(6); "Zulümden kaçınınız, çünkü zulüm kıyamet gününde bir karanlıktır."(7) buyurmuşlardır.
Mekke'de İslâmiyet'i kabul eden ilk Müslümanlar, insanin tabiî ve temel haklarından olan ve İslâm'in güvence altına aldığı kişinin dokunulmazlık hakkını, ancak Medine'ye hicret ettikten sonra elde edebilmişlerdir.
Manevî Hürriyetler
Bu grupta yer alan hürriyetler, daha çok insanin kalbi ve vicdani ile ilgili hürriyetler olup, genel olarak düşünce ve düşünceyi ifade hürriyeti ile bu çerçevede yer alan din ve vicdan hürriyetinden oluşmaktadır.
İnsanca yaşamanın, insan haklarının en önemlilerinden biri de din ve vicdan hürriyetidir. İnsanlar diğer hiçbir alanda olmadığından daha çok, din ve inanç hürriyeti konusunda duyarlı olmuslar, inançlarını koruma noktasında ölümü dahi göze almışlardır. Din ve vicdan hürriyetinin muhtevasini; iman etmek, bağlı bulunduğu dinin esaslarına göre ibadet etmek, dinin emirlerini yerine getirmek, dinini öğrenmek ve öğretmek oluşturmaktadır.
Din ve vicdan hürriyeti açısından hicret gerçekten çok önemli bir yer tutmaktadır. Mekke döneminde inananların maruz kaldığı işkence ve baskı öyle bir hal almıştı ki, daha önce de belirtildiği gibi, bazı Müslümanlar, ancak Müslüman olmadıklarını söylemek suretiyle hayatta kalabilmişlerdi. Mü'minler, inandikları gibi yasamak, Allâh'a ibadet etmek şöyle dursun, imanlarını açıklamaktan dolayı zulme uğruyorlardı. Bu nedenle, İslâm'a girmek isteyenler, maruz kalacağı baskı ve işkenceleri düşünerek, böyle bir adımı atmaktan çekiniyorlardı.
Bu baskı ve şiddet altında yasayan ilk Müslümanlar, inandıklarını rahatça ifade edebilmek ve inançlarının gereğini yerine getirebilmek için önce Habesistan'a, daha sonra da Medine'ye hicret etmişlerdir.
İslâm'a göre, insan hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın düşünmeli, kendi aklıyla hadiseleri değerlendirmeli ve zihnî gayretleriyle doğruyu bulmalıdır. Zira din ve inanç, insanin vicdanıyla ilgili bir husus olup, zorla kabul ettirilen inanç hiçbir anlam taşımaz. Bu husus Kur'an-i Kerim'de, "Dinde zorlama yoktur." (Bakara, 256) hükmüyle ifadesini bulmuştur.
Dinimizde kimseye inanç konusunda baskı yapılamayacağı açık bir şekilde belirtilmiştir. İlahî mesajı tebliğle görevlendirilen Peygamberler bile, vazifelerinin sadece insanlara tebliğ olduğu, bundan sonra insanların yaptıklarından sorumlu olmadıkları konusunda ikaz edilmişlerdir: "Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi toptan mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları mü'min oluncaya kadar zorlayacaksın." (Yunus, 99); "(Ey Muhammed!) sen ögüt ver, çünkü sen ancak ögüt verirsin. Onların üzerinde zorlayıcı değilsin." (Gasiye, 21-22); "Eger yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bekçi göndermedik, sana düsen sadece tebliğdir." (Surâ, 48) Bunlardan da anlaşılacağı gibi, İslâm'da dinini seçme ve yaşama konusunda tam bir hürriyet bulunmaktadır. Artik dileyen inansın, dileyen de inkar etsin (Kehf, 29).
İslâm'da güvence altına alınan din ve vicdan hürriyeti, mesakkatlı ve acıklı bir tecrübeden sonra oluşturulan Medine Site Devletinde, layık olduğu yerini almıştır. Hz. Peygamber, Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra düzenlediği Medîne sözleşmesinde (Medîne Site Devleti Anayasası), "Yahûdîlerin dinleri kendilerine, Mü'minlerin dinleri de kendilerinedir. Buna gerek mevlâlari ve gerekse kendileri dahildir" hükmüne yer vermiştir.(8)
Allâh'in Rasulü'nün Necranli Hiristiyanlarla yapmış olduğu anlaşma da, İslâm'da din ve vicdan hürriyetinin boyutlarını göstermektedir: "Onların mallarına, canlarına, dinî hayat ve tatbikatlarına, hazır bulunanlarına, bulunmayanlarına, ailelerine, mabetlerine ve az olsun çok olsun onların mülkiyetinde bulunan her şeye şamil olmak üzere, Allâh'ın himayesi ve Rasulüllah Muhammed'in zimmeti, Necranlılar ve onların tâbîleri üzerine haktir. Hiçbir piskopos kendi dînî vazife mahalli dışında, hiçbir papaz kendi vazifesini gördüğü kilisenin dışında, hiçbir rahip içinde yasadığı manastırın dışında, başka bir yere alınıp gönderilmeyecektir..."(9) Rasulü Ekrem, kendisiyle görüsmek üzere Medine'ye gelen ve ibadet etmek istediklerini beyan eden Necran heyetine Medine mescidini göstermiş, onların Müslümanların ibadet ettikleri bu kutsal mekanda ayinlerini yapmalarına müsaade etmiştir. Hz. Peygamber Necranlılar'a olduğu gibi Yemen halkına da geniş bir din serbestisi tanımıştı.(10) Bütün bunlar göstermektedir ki, İslâm dini gayrimüslimlere diledikleri gibi inanma, inandIkları dinin hükümlerini yerine getirme ve dinlerinin esaslarını öğrenme, çocuklarına öğretme hürriyeti tanımaktır.
Netice olarak, İslâm tarihinde bir dönüm noktası olan ve Islâmiyet'in cihana açılması, Müslümanların devletleşmesi, son ve hak dinin ilâhî vahiyle müesseseleşmesi, insanlık tarihine sevgi, kardeşlik tohumlarının atılması anlamına gelen hicret, insan hak ve hürriyetleri açısından da önemli bir yer işgal etmektedir. Bu anlamda hicret, Müslümanların inançları için, başka bir deyişle din ve vicdan hürriyeti uğruna canlarından, mallarından vazgeçmeleri, yurtlarını ve sevdiklerini terk etmeleri; yaşama ve varlığını koruma özgürlüğünü elde etmeleri demektir. İslâm'da temellerini bulan bu hak ve özgürlükler, hicretten sonra Medine'de oluşturulan site devletinde, hukukî olarak güvence altına alınmıştır.

1- M. Asim Köksal, Islâm Tarihi, 1/412.
2- M. Asim Köksal, Islâm Tarihi, 1/412.
3- Ibn Kesir, Tefsîru'l-Kur'ani'l-Azîm, Bakara 207; M.Asim Köksal, Islâm Tarihi, 1/395.
4- M. Asim Köksal, Islâm Tarihi, 1/212-217.
5- Sahih-i Buhârî, muhtasari Sarih tercemesi, IV/412, VI/334, X/389,395.
6- Riyazu's'Salihîn, III/1§77. H.No: 1637.
7- Tâc, V/20.
8- Prof. Dr. Servet Armagan, Islâm Hukukunda Hak ve Hürriyetler, 224-225 (Madde: 25-31).
9- Adem Apak, "Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Uygulamalarinda Inanç Hürriyeti" (Diyanet Ilmî Dergi Özel Sayi 2000), 420.
10- Ayni Makale, 421.

 

Bu yazı 2451 defa okunmuştur...

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

24/05/2021 - 03:53 GERÇEK KIYMET ÖLÇÜSÜ: SALİH VE BAKİ AMEL

n

05/04/2021 - 08:34 FELSEFENİN ÇALDIĞI İNSANLAR

n

08/03/2021 - 11:02 TEVHİDDEN HİDAYETE  NEBEVİ RİSALET

n

12/01/2021 - 11:25 İŞTE TOPLUMUMUZUN HÂLİ BU

n

06/10/2020 - 02:15 PEYGAMBER EFENDİMİZİN HİCRET YOLCULUĞU

n

06/10/2020 - 11:27 ŞEHİTLER ÖLMEZ!

n

31/08/2020 - 04:09 SONUÇLARI İTİBARIYLA İSTİĞFAR VE TÖVBE / Dr. Abdülkadir ERKUT

n

06/07/2020 - 09:49 GENÇLİK NEREYE GİDİYOR? / Abdülhamit Kahraman

n

25/06/2020 - 10:51 ŞİMDİ TAM ZAMANI / Abdülhamit Kahraman

n

18/05/2020 - 12:33 CÂMİLER KAPATILDI  CUMALAR KALDIRILDI AMA.. / Abdülhamit Kahraman

n

23/04/2020 - 04:29 RAMAZANDA HAYATIN VE ÖLÜMÜN MUHASEBESİNİ YAPMAK / Dr. Muhlis AKAR 

n

23/04/2020 - 02:47 ŞEHR-İ RAMAZAN VE SORUMLULUK BİLİNCİ / Prof. Dr. Ramazan ALTINTAŞ

n

06/04/2020 - 10:26 HER HÂLİMİZE ŞÜKREDEBİLMEK / Dr. Lamia LEVENT ABUL

n

30/03/2020 - 10:30 KULLUĞUN EN GÜZEL KIVAMI: İHSAN / Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ

n

16/12/2019 - 10:13 HZ. PEYGAMBER (S.A.S.) DÖNEMİNDE İLİM / Prof. Dr. Şakir GÖZÜTOK

n

30/08/2019 - 10:56 HARAMDAN HELALE HİCRET ETMEK

n

29/08/2019 - 02:59 ZİKİR: KALPLERİ DİRİLTEN İKSİR

n

17/12/2018 - 01:05 ALLAH’A YÖNELİŞ BİLİNCİNİ TAZELEME: TÖVBE

n

17/12/2018 - 12:56 MANEVİ ARINMA: TÖVBE

n

19/11/2018 - 10:47 İnancı kuşanan gençler

n

19/11/2018 - 10:42 Hz. Peygamberi Gençlere Anlatabilmek

n

17/10/2018 - 03:38 Mescitlerde Namaz Kılmak ve Takva Sahibi İmam Olmak

n

30/03/2018 - 12:31 DEİZMİ VE ATEİZMİ BESLEYEN ÖNEMLİ BİR FAKTÖR İBADETSİZLİ

n

29/03/2018 - 12:11 MÜSLÜMANLARIN İLK KIBLESİ MESCİD-İ AKSA VE MÜBAREK ŞEHİR KUDÜS

n

04/01/2018 - 10:52 NEFİS İLE MÜCADELE CİHAD-I EKBER

n

03/01/2018 - 11:14 DİNÎ TEBLİĞDE DİL VE ÜSLUP NASIL OLMALIDIR?

n

14/11/2017 - 11:22 HZ. PEYGAMBER’İ GÜNÜMÜZ İNSANINA DOĞRU ANLATMAK

n

02/10/2017 - 04:02 İNSAN ONURU VE ALLAH’A KULLUK

n

02/10/2017 - 03:31 ASIL DİN AŞIRI YORUM

n

02/10/2017 - 03:08 DİN GÜVENLİĞİ BAĞLAMINDA DİNİN DOĞRU ANLAŞILMASI VE YORUMLANMASI

n

19/08/2017 - 09:04 Kurban ya da Başından Serçe Geçen Bir Çocuktur  İSMAİL

n

12/07/2017 - 10:42 İNSANLIĞA KARŞI EN BÜYÜK GÜNAH:  FİTNE

n

13/06/2017 - 12:14 RAMAZAN MEKTEBİ

n

13/06/2017 - 12:07 EMANET AHLAKI

n

13/06/2017 - 11:59 RAMAZAN MEDENİYETİ

n

19/04/2017 - 03:16 HZ. PEYGAMBER VE GÜVEN TOPLUMU: DARU'S-SELAM

n

28/03/2017 - 02:41 SANAL DÜNYA VE  DEĞİŞEN MAHREMİYET

n

17/02/2017 - 03:17 PARALEL DİNLERİ KİMLER SEVER

n

17/02/2017 - 12:40 “HADİS İLMİ”NİN İSLÂMÎ İLİMLER ARASINDAKİ YERİ

n

13/02/2017 - 12:17 KALPLERİNDE MARAZ BULUNANLAR: MÜNAFIKLAR

n

01/02/2017 - 11:12 TEFRİKAYA DÜŞENLER GİBİ OLMAYIN

n

29/12/2016 - 10:25 BİR GÜVEN ABİDESİ:  Muhammedü’l-Emin

n

19/12/2016 - 04:10 Fitne ve Fesadın Başka Bir Versiyonu: İFTİRA VE SUÇLAMA

n

18/10/2016 - 11:53 Bir Mektep Olarak CAMİ

n

26/09/2016 - 11:04 Peygambersiz İslam Söylemi

n

22/09/2016 - 12:08 VİCDANIMIZIN "Selfie"SİNİ ÇEKEBİLİR MİYİZ ?

n

21/09/2016 - 02:57 Boş Vakit mi Dediniz?

n

10/08/2016 - 01:00 RASULULLAH (S.A.S.) BÖYLE BUYURDU

n

10/08/2016 - 12:44 Narsisistik Kişilik

n

14/06/2016 - 11:32 Ramazanda Gönülden Tevhidi Yaşamak

n

06/06/2016 - 02:55 Kur’an İkliminde İyiliklerle Dinamik Bir Hayat İnşası

n

02/06/2016 - 04:44 Ramazan ve iYiLiK

n

02/05/2016 - 12:25 HZ. PEYGAMBER’İN MESAJINI DOĞRU ANLAMAK

n

08/04/2016 - 03:14 Yoğunlaşmış İbadet Mevsimi: “Üç Aylar”

n

24/03/2016 - 10:35 DUANIZ OLMASA

n

24/03/2016 - 10:31 SAHÂBE’NİN PEYGAMBER SEVGİSİ

n

01/02/2016 - 11:48 ZÂLİME HAKKI SÖYLEMEK

n

19/01/2016 - 04:35 ZOR ZAMANDA Müslüman Olmak

n

18/01/2016 - 02:04 Huzurda Huşu ile Durmak

n

18/01/2016 - 01:22 Alnı Secdeye Varan Simalar

n

14/12/2015 - 11:41 HZ. ALİ (Ö: 40/660)’NİN KUR’AN-I KERİM ANLAYIŞI

n

01/12/2015 - 02:21 SAHÂBE’NİN PEYGAMBER SEVGİSİ

n

26/11/2015 - 02:10 Namaz: Divan-ı İlahîde Durup Tevhide Ermektir

n

19/11/2015 - 03:13 Kur’an ve Sünnet Perspektifinden Bilgi AHlAKI

n

19/11/2015 - 03:11 İlim, Marifet ve Hikmet İlişkisi

n

22/10/2015 - 12:39 Söz mü Sükût mu?

n

09/10/2015 - 02:23 Haccın Evrensel Boyutu

n

07/09/2015 - 04:20   KURBAN

n

07/09/2015 - 04:14 Mescitler Arasında Mescid-i Aksa’ya Dair

n

06/07/2015 - 12:25 SADAKA-İ FITIR

n

06/07/2015 - 12:23 TERAVİH NAMAZI

n

23/06/2015 - 03:48 Şeytanın Telkini VESVESE

n

19/06/2015 - 04:50 RAMAZAN

n

15/06/2015 - 06:11 Kardeşlik ve Dostluğa Açılan Pencere SELAM

n

15/06/2015 - 03:24 Vücutta Dolaşan Sinsi Düşman: Şeytan

n

12/06/2015 - 03:38 İnsanın Temel Bir Zaafı

n

12/06/2015 - 03:07 Mültecilere Hicret Yurdu            ya da Muhacire Ensar Olmak

n

06/05/2015 - 02:27 DERİN BİR MUHALEFET

n

27/04/2015 - 12:31 Merhameti Kuşanmak

n

27/04/2015 - 12:30 Şiddet Karşısında rahmet Peygamberi 

n

17/01/2015 - 04:13 HADİSLERİN DOĞRU ANLAŞILMASINDA VE YORUMLANMASINDA TAKİP EDİLECEK YÖNTEM

n

23/12/2014 - 04:13 Müslümanın Varlıkla İmtihanı

n

23/12/2014 - 04:12 İslami Bakışla Varlık ve Servet Algımız

n

16/12/2014 - 02:50 SÜNNET VAHİY İLİŞKİSİ

n

27/10/2014 - 03:06 Sabır-Sâbir

n

24/10/2014 - 04:08 Hz. Peygamber ve Genç Sahabiler

n

24/10/2014 - 03:59 Okunması Gerekenler (12)

n

24/10/2014 - 03:53 İslam’ın Gençlik Tasavvuru

n

04/07/2014 - 03:29 BORÇ ve KARZ-I HASEN

n

30/06/2014 - 04:46 Ramazan İklimi ve Helal Kazanç Bilinci

n

09/06/2014 - 11:33 ATÂLETİ TATİL ZANNETMEK

n

05/05/2014 - 02:42 HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN ADÂLET ANLAYIŞI

n

09/04/2014 - 02:07 BİR YÖNETİCİ OLARAK RASULULLAH

n

21/03/2014 - 04:40 Allah’ın Korumasını Hak Etmenin Yolu: Sabah Namazı

n

10/02/2014 - 02:47 Değerini Bilemediğimiz İki Eşsiz Nimet: Sağlık ve Boş Zaman

n

04/10/2013 - 05:02 “Hakikat”in Nihai Temsilcisi:  Hz. Muhammed (s.a.s.) 

n

22/07/2013 - 03:39 Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Asabiyetle Mücadelesi

n

22/07/2013 - 03:33 Şeytanın kardeşleri kimlerdir?

n

18/06/2013 - 05:58 Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Asabiyetle Mücadelesi

n

18/06/2013 - 02:09 Kur’an ayı ramazan ikliminde ‘Oku’ emrinin düşündürdükleri
 

Site İçi Arama

14 Safer 1443 |  21.09.2021

Bir Ayet

Bismillahirramanirrahim

Ölçtüğünüz zaman ise, ölçüyü tam yapın, doğru terazi ile tartın!
Bu (sizin için) daha hayırlı ve netice itibariyle daha güzeldir.




( İsra Suresi - 35)

Bir Hadis

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Mümin, dil uzatıcı, lânet okuyucu, kötü iş yapan ve
kötü söz söyleyen biri değildir.




Tirmizî, “Birr ve Sıla”, 1977

Bir Dua

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ım! Kalbimde nur, gözümde nur, kulağımda nur, sağımda nur, solumda nur, üstümde nur, altımda nur, önümde nur var eyle, benim nurumu artır.”

(Müslim, Müsâfirîn, 181)

Hikmetli Söz

İnsanın en büyüğü, en yüksek mevkide iken tevazu gösteren, kudret sahibi iken affeden, kuvvetli olduğu vakit zulmetmeyen ve adaletle hareket edendir.


Canlı yayın

İslam Ansiklopedisi

  Tasarım : Networkbil.NET

@2008 kuraniterbiye.Com