|
Kur’an vahyi, gecenin zifirî karanlığıyla kaplanan yeryüzünü ışığıyla aydınlatan güneş misali aydınlatır gönülleri. Karanlıklarda kalan insanın, nereye gideceğini görememesi ve bilememesinden ötürü kapıldığı korku, endişe ve ürperti hisleri, “duha”nın aydınlık ve sıcaklığı ile yerini bilgi, huzur, güven ve mutluluğa bırakır. Çünkü vahiy böyledir, bir gönüle girdi mi orayı cennete çevirir; bir eve girdi mi orayı yuvaya; bir beldeye geldi mi orayı vatana çevirir. Çünkü vahiy rehberdir; bir zihne girdi mi onun şaşkınlığını giderir, ona gitmesi gereken yolu, sırat-ı müstakimi gösterir. İşte Kur’an-ı Kerim’in insanlıkla buluştuğu o kutlu aya, ramazan ayına kavuşmuş bulunmaktayız. On dört asrı aşkın bir süre önce Mekke’de parlamaya başlayan vahyin nuru, bugün evlerimize girmekte, gönüllerimizi aydınlatmakta.
Ramazan ayının ruhunu ve anlamını belirleyen temel unsur, Kur’an’ın bu zaman diliminde nazil olmaya başlamış olmasıdır. Nitekim Kur’an kendisini yalnızca okunacak bir metin değil bir anlam arayışı içerisinde yolunu bulmaya çalışan insanı hidayete erdiren, ona esaslı bir varoluş bilinci kazandıran ilahi bir hitap olarak takdim eder. Bu yönüyle Kur’an, insanın hayatını dönüştürmeyi hedefleyen bir rehberdir aslında.
Kur’an’ın “hayat verici” oluşu, onun insanla kurduğu ilişki biçiminde saklıdır. O, muhatabını edilgen bir dinleyici konumunda bırakmaz; bilakis insanı düşünmeye, sorgulamaya, kendisiyle yüzleşmeye ve yeniden inşa etmeye davet eder. Bu sebeple Kur’an’ı okumak yalnızca harfleri telaffuz etmek değil; vahyin insanı muhatap alan çağrısına bilinçle cevap verebilmektir.
Kur’an-ı Kerim’in temel amacı, dönüşümdür. O, insanın aklını, kalbini ve iradesini birlikte inşa etmeyi hedefler. Kur’an’da yer alan emirler, yasaklar, kıssalar ve temsiller; insanın varoluşunu anlamlandırmasına, hayatı doğru bir istikamette yaşamasına rehberlik eder. Bu sebeple Kur’an, teorik bir kitap olmaktan ziyade, pratik hayata yön veren, kişilerin, toplumların hep artı yönde dönüşmesini amaç edinen canlı bir hitaptır. Mekkî surelerle bireyi inşa etmeye başlarken Medenî surelerle toplumun inşasına doğru yol alır, böylece Hz. Peygamber ve sahabe örnekliğinde ideal yaşam formunu görünür kılarKur’an, insanı “olduğu hâl üzere” bırakmak istemez; onu sürekli daha iyiye, daha doğruya, daha adil ve daha erdemli olana çağırır. Bu çağrı, insanın kendisiyle yüzleşmesini zorunlu kılar. Kur’an’ı layıkıyla okuyan kimse, kendi hayatına tutulan bir ayna görür.
Kur’an’la ilişkimizi şekillendiren temel soru şudur: Biz mi Kur’an’ı okuyoruz yoksa Kur’an mı bizi okuyor? Hayat verici okuma, Kur’an’ı nesneleştiren değil onu özne kabul eden bir okumadır. Böyle bir okumada insan, ayetleri kendi hayatının dışına itmez; bilakis her ayeti kendisiyle ilişkilendirir.Kur’an’ın “hidayet rehberi” oluşu, onun muhatabını tanımasından kaynaklanır. Ayetler, insanın korkularına, umutlarına, zaaflarına ve arayışlarına doğrudan temas eder. Kimi ayetler insana umut aşılar; kimi ise onu sorumluluk bilinciyle yüzleştirir. Her ikisi de insanı diri tutan, onu gafletten uyandıran bir işleve sahiptir.
Kur’an kıssaları, tarih anlatımı değildir. Onlar, insanın değişmeyen zaaflarını ve ilahi sünnetin sürekliliğini gösteren ibret tablolarıdır. Kıssalarda anlatılan kişiler ve toplumlar, belirli bir zaman dilimine hapsedilemez; her çağın insanına seslenir. Kur’an kıssalarını hayat verici kılan husus, onların insan psikolojisini derinlemesine çözümlemesidir. Kibir, hırs, korku, sabır, tevekkül ve umut gibi duygular, kıssalar aracılığıyla somutlaştırılır. Okuyucu, bu anlatılarda kendisini bulur. Önemli olan anlatılan kıssayı, yaşandığı dönemin şartlarında okuyabilmek, böylece oradaki mesajı yakalayabilmektir.Kur’an’ın “hidayet rehberi” oluşu, onun muhatabını tanımasından kaynaklanır. Ayetler, insanın korkularına, umutlarına, zaaflarına ve arayışlarına doğrudan temas eder. Kimi ayetler insana umut aşılar; kimi ise onu sorumluluk bilinciyle yüzleştirir. Her ikisi de insanı diri tutan, onu gafletten uyandıran bir işleve sahiptir.
Kur’an-ı Kerim’in eşsiz bir üslubu vardır. Bu üslup, bir yandan dilin imkânları çerçevesinde en üst seviyede belagat ve fesahati barındıran, göz kamaştırıcı bir özelliğe sahipken diğer yandan insanın aklına ve kalbine nüfuz eden, onu etkileyen ve dönüştüren bir güce sahiptir. Kur’an, bazen sarsıcı bir uyarı ile insanı irkiltir; bazen de şefkat dolu bir hitapla ona umut verir. Bu dil, insanın hem aklına hem kalbine aynı anda seslenir.
Kur’an, insanı yeniler; çünkü ona yeni bir bakış açısı kazandırır. Hayata, insana, zamana ve sorumluluğa dair perspektifini değiştirir. Kur’an’la kurulan sahih bir ilişki, insanın değer ölçülerini yeniden belirler. Kur’an, insana “niçin yaşadığını” hatırlatır. Hayatın tesadüflerden ibaret olmadığını, her insanın anlamlı bir varoluş serüvenine sahip olduğunu vurgular. Kur’an ancak hayatın içine taşındığında gerçek anlamda “hayat verir.” Ayetler, günlük hayatın dışında bırakıldığında değil insanın kararlarına, ilişkilerine ve ahlaki tercihlerine yön verdiğinde dönüştürücü olur.
Miladi 610 yılının ramazan ayında nazil olmaya başlayan Kur’an’ın insan hayatını olumlu yönde değiştirebilmesi, onu bireylerin okuma biçimiyle doğrudan ilişkilidir. Peki buokuma nasıl olmalı? Kur’an’ın bizi dönüştürebilmesine nasıl kapı açabiliriz?
Hayat veren bir okuma; bilinçli ve samimi bir okumadır. Kur’an-ı Kerim okunuşuyla ibadet edilen bir kitaptır. Kelamullah’ı okumak bizi Allah’a yaklaştıran, sevgimizi güçlü kılan ve maneviyatımızı perçinleyen bir vesiledir. Bu duygu düzeyini, bilinçle zenginleştirmek mümkündür. O hâlde Kur’an’ı anlayarak okumak bunu sağlayacaktır, diyebiliriz.
Kur’an’ı doğru okuma ve anlama, yalnızca tilavet etmekten ibaret olmayan kapsamlı bir çabayı gerektirir. Kur’an’ı doğru biçimde anlamak, hem arka planı hem de dilsel incelikleri kavramayı, ayrıca ayetlerin iniş sebeplerini, bütünlük içindeki yerlerini ve sünnet tarafından yapılan açıklamaları göz önünde bulundurmayı zorunlu kılar.
Kur’an’ı doğru anlamak, esasen onu Hz. Peygamber’in beyan ettiği şekilde anlayabilmek demektir. Bu çerçevede yirmi birinci yüzyılın insanları olan bizlerin Kur’an’ı doğru anlayabilmemiz için bazı hususları iyi bilmeye ihtiyacımız vardır. Vahyin nazil olduğu ortam, o günün Arap dili ve metinsel bağlam bu hususlardan bazısıdır. Dönemin Arap dilini bilmek önemlidir. Dil zamanla değişir; bu nedenle kadim sözlükler, Cahiliye şiiri ve erken dönem Kur’an ilimleri, kelimelerin ilk anlamlarına ulaşmada temel kaynaklardır. Ayetlerin indirildiği dönemin sosyal, kültürel ve dinî şartlarını, vahyin nazil olduğu dönemi bilmek de önemlidir. Siyak-sibak bilgisi yani metinsel bağlamı bilmek de önemlidir. Zira bağlamından koparılan bir ayet, kolaylıkla yanlış anlamlara çekilebilir.
Kısacası Kur’an’ı doğru anlamak, bütüncül bir okuma bilincini gerektirir. Bu alanda söz söyleyen uzmanlar, zikri geçen hususları bir arada kullanarak Kur’an’ın sahih anlamına ulaşabilmek için uzun soluklu ve derinlikli çalışmalar yürütmektedir. Aslında bu çaba, yalnızca akademik bir faaliyet değil metnin ruhuna yaklaşma, ilahi hitabın izini sürme gayretidir. Bu yüzden bugün elimizde bulunan ilmî çalışmalar, bizler için kıymetli birer kılavuz niteliği taşımaktadır.
Kur’an’ı doğru okumaya gönül verenler, bu birikimden yararlandığında ve özellikle Hz. Peygamber’in hayatını merkeze alan siret bilgisiyle metne yaklaştığında, ayetlerin ilk muhataplarda uyandırdığı anlam dünyasına büyük ölçüde yaklaşabilir. Aynı şekilde, Kur’an-ı Kerim’i anlama hassasiyetiyle hazırlanmış farklı meal ve tefsirlerden istifade etmek de bu yolculukta insanı yalnız bırakmaz. Elbette bu bir anda ulaşılan bir sonuç değil emek, sabır ve samimiyet isteyen bir süreçtir. Ancak bu çabaya talip olanlar için Kur’an, kapılarını muhakkak açacak ve ileriye taşıyacaktır.
Haydi gelin, bu ramazanı fırsat bilip, Kur’an’ı bu gözle okumaya çalışalım. Bu sene mukabelemize bir de tefsir ekleyelim. Kur’an’a dair şu motto cümleleri hatırlatarak yazımızı nihayete erdirebiliriz: Kur’an bir inanç kitabıdır. Kur’an, Rabbimizin bizlere cömertçe ikram ettiği Kevser’idir, nimetidir, hep doğru yola sevk eden rehberidir. Sözün özü, vahyin ışığına kendini açanlar için Kur’an hayattır. Vesselam...
Doç. Dr. Hasan YÜCEL DİYANET AYLIK DERGİ
|